Gece Yarısı Kütüphanesi, pişmanlıklarla dolu bir zihnin ihtimaller arasında sıkışmasını anlatıyor. Nora Seed’in hayatla bağını neredeyse tamamen kopardığı noktada açılan bu kütüphane, “ya şöyle olsaydı?” sorusunun somut hâli gibi. Her kitap, yaşanmamış bir hayat; her raf, başka bir ihtimal. Roman, okuru umutla umutsuzluk arasında ince bir çizgide gezdiriyor.
Matt Haig, büyük felsefi soruları sade ve akıcı bir dille anlatmayı başarıyor. Mutluluk, başarı ve anlam kavramlarını sorgularken okuru yormuyor; tam tersine içten içe yakalıyor. Kitap boyunca verilen mesajlar didaktik değil, yaşanmışlık hissiyle ilerliyor. Bu da hikâyeyi daha gerçek ve etkileyici kılıyor.
Gece Yarısı Kütüphanesi, hayatında “keşke”leri olan herkes için güçlü bir durak. Belki cevap vermiyor ama doğru soruları sorduruyor. Bazen bir kitabın yapması gereken tek şey de budur.