Yaşar Kemal okumayı özlemişim dedirten bir okumanın sonunda yine muhteşem bir kitapla karşı karşıyayız. En son Ağrı Dağı Efsanesi okumuştum ve çok beğenmiştim. Yaşar Kemal'in en sevdiğim özelliği okurken okuyucuyu kendine çekmesi ve dış dünyadan soyutlaması. Okurken kitaba o kadar kapılıyorum ki sayfaların nasıl ilerlediğini fark edemiyorum, büyülenmiş gibiyim sanki... Torosların büyülü dünyası Yaşar Kemal'in diliyle bütünleşip kalbimize dokunuyor. Sanki bende onlardan biriymisim gibi... Sanki alıp başımı uzak diyarlara gitmişim gibi hissettiren yazarlardan birisi benim için. Bu modern çağda kalabalıkların içinden uzaklaşıp kendi köşemize çekilmenin en güzel yollarından birisi onun kitaplarını okumak. Geleneklerimizi ve değerlerimizi kaybettiğimiz bu çağda Anadolu insanının ruhunu hissetmek bana bir kitabın arasında unuttuğum takvim yaprağını uzun yıllar sonra bulmak gibi hissettiriyor.
Yazarı övmekten kitabın içeriğine giremedim:) Her bir hikâyesi ayrı güzeldi. Üçünden de ortak tema çıkaracak olsam "tecrübe" derdim. Her bir hikayeden çıkarılacak ders bir büyük tavsiyesi veyahut hatalar silsilesinin getirdigi pişmanlıklar oldu. Kavuşmalar hep yarım kaldı. Âşıklar aşklarına kavuşma çabası içinde yandı tutuştu. Kimisinin hataları onlara ders oldu kimisi hatalarıyla mahvoldu. Köroğlu hikâyesinde bana baba-oğul ilişkisi çok hoş geldi. Babasının sürekli oğluna cesaret vermesi, korksa bile vazgeçmemesi gerektiğini vurgulaması... Karacaoğlan hikâyesinde âşıkların aşkına kavuşamadan ölmesi... Son hikâyesinde ise geyikler üzerinden verilen mesajlar... Hem içerik hem üslup olarak birbirini tamamlayan hikâyelerle ben kitabı çok beğendim. Herkese tavsiye ederim.iyi okumalar...