Yeraltından Notlar bir roman gibi okunur ama aslında bir itiraftır. Hatta insanın kendine bile söylemeye cesaret edemediği cümlelerin dökümüdür. Dostoyevski burada bir hikâye anlatmaz, bir insanın içini masaya yatırır, bıçağı saklamaz, kanı örtmez. Yeraltı adamı akıllı, fazlasıyla bilinçli ve bu yüzden mutsuzdur. Onun trajedisi yoksullukta ya da yalnızlıkta değil, düşünmenin bitmeyen yankısındadır. Her ihtimali önceden görür, her duyguyu daha yaşanmadan çürütür. İyiliği bile şüpheyle karşılar, çünkü bilir ki insan çoğu zaman iyiyi değil, acıyı seçer. Acı, özgürlüğün en kaba ama en dürüst biçimidir. Bu kitap insanın kendine kurduğu tuzakların anatomisidir. Yeraltı adamı başkalarını aşağılar ama asıl kini kendinedir. Sevilmek ister ama sevildiğinde küçümser. Anlaşılmak ister ama anlaşıldığında kaçar. Çünkü anlaşılmak savunmasız kalmaktır. O ise savunmasızlıktan korkar, ironinin, alayın ve öfkenin arkasına saklanır. Dostoyevski burada aklı da yargılar. Aklın her şeyi düzenleyeceği fikrini yerle bir eder. İki kere ikinin dört etmesi insanı mutlu etmez. İnsan bazen bilerek yanlış yapar, sırf iradesi olduğunu kanıtlamak için. Mantığa aykırı davranmak insanın son sığınağıdır. Yeraltı adamı tam da bu yüzden rahatsız edicidir, çünkü bize ait bir gerçeği söyler, insan tutarlı olmak zorunda değildir. Kitabın ikinci bölümünde geçmişle yüzleşme başlar. Küçük düşürülmeler, kırılan gurur, geç kalınmış cesaret. Burada yeraltı artık soyut bir fikir değil, somut bir hayat olur. Ve okur şunu fark eder, yeraltı bir mekân değil, bir ruh hâlidir. İnsan kalabalıkların ortasında da yeraltında yaşayabilir. Yeraltından Notlar’ın asıl gücü buradadır, okuru rahatlatmaz. Teselli sunmaz. Her şey geçecek demez. Aksine okurun içindeki karanlık köşelere ışık tutar ve geri çekilir. Gördüğünle ne yapacağın sana kalır. Bu yüzden kitap bittiğinde bir huzur değil, bir sızı kalır. Belki de bu yüzden hâlâ bu kadar canlıdır. Çünkü yeraltı adamı geçmişte kalmış bir karakter değildir. O bugün de aramızdadır. Bazen konuşur, bazen susar. Bazen de aynaya baktığımızda gözlerimizin içinden bize bakar.