·68 syf.····Okunma: 08 Şubat 2026 20:08 Elli sayfalık bir kitap; ne anlatabilir, ne kadar derin olabilir diye düşünerek okumaya başladım. Son sayfasına kadar düşüncelerime beni pişman etti. Kitaplara kıyıp cümlelerin altını çizme alışkanlığım olsaydı, tüm kitap çizikler içinde kalırdı. Öyle güzel, öyle şiirsel bir anlatımı var.
Mektubu yazan bilinmeyen kadının psikolojik analizini yapacak yetkinlikte değilim. Sağlıklı bir aşk olup olmadığı sorgulanmaya açık olabilir; ama duygularının yoğunluğu, sadakati, kalbini ve hayatını onu hiç tanımayan bir adama adayışı beni derinden sarstı.
Bekleyiş, hiç bu kadar acı yazılmamıştır. Aşk, hiç bu kadar umutsuz ve sadık olmamıştır. Çocukluktan başlayıp son nefesine dek bağlı kalan bir kadının ilk ve son mektubu… Defalarca görmesine, birlikte olmasına rağmen onu hiçbir zaman tanımayan özgür ruhlu bir yazar…
Bu kitap sizi duygulardan duygulara sürükleyecek, yüzünüzü gözyaşlarıyla ıslatacak. “Keşke” diyeceksiniz; keşke farklı olsaydı, keşke o son sefer onu tanısaydı, keşke en azından ölürken yanında olsaydı, keşke en azından uşağı adama bir şey söyleseydi. Sonra şunu soracaksınız: “Değişir miydi? Hikâyeleri başka türlü akar mıydı? Yoksa kadının düşündüğü gibi; güvenmez, inanmaz, mecbur hisseder, sonra da nefret mi ederdi?”
Kadının beni en çok etkileyen ve yaralayan sözü şu oldu:
“Ölmek kolay benim için, çünkü öldüğümü uzaktan hissedemezsin. Ölüyor olmam acı verseydi sana, ölemezdim.”
Ve bu sözlerle, daha önce hiç âşık olmadığım kanaatine vardım. Böyle bir aşk, gerçekte hiç yaşanmış mıdır? Yoksa sadece kitaplar arasında mı yaşanıyor?
Stefan Zweig, kitabı en çarpıcı, en meraklı yerinde muğlak bırakarak bitiriyor ve bizi yine sorularla baş başa bırakıyor: “Kadının ilk ve son isteğini yerine getirdi mi? Kadını ve oğlunun kim olduğunu buldu mu? Mezarlarına gitti mi? Mektubuna ‘beni hiç tanımamış olan sana’ diye başlayıp hayatının sonuna kadar onun tarafından tanınmayan kadını sonunda tanıdı mı?”
Muğlak bırakılan sonlar genelde en çarpıcı sonlardır; bu kitapta olduğu gibi. Ama dönemimizin yazarı olsaydı, kendisine şu soruları sorardım: Erkek sonra ne yaptı? Hayatını nasıl yaşadı?