Yassak Gardaşım Yassak!
1940 larin Adanasında geçen Bekçi Murtazanin hikayesi.
Mübadele ile Balkanlar'dan gelen göçmen Murtaz, kötü niyetli olmadığı halde rahatsız eden saplatılı bir görev anlayışına sahiptir. Aklını teslim etmiş kör itaatin iyi niyetli temsilcisidir. Disiplin kural yasak söz konusu olduğunda annesine oğluna kızına bile acımaz, iş başında uyuyan kızını döver ve ölümüne sebep olur, oğlu çeyrek ekmek çaldığı için mahkemede yargılanırken, mahkemenin aksine oğlunun ceza almasını ister. İtaat ettiği üstlerinin liyakatli ve bulundukları konumu hak ettiklerini düşünür. Zenginler ve yetkililer Allah'ın sevgili kuludur ve kusursuzdur ona göre, katı disiplini astlarına ailesine fakirlere uygularken , zenginlere üstlerine karşı nefessiz şekilde put gibidir. Üstleri onu takdir etti mi, iki yanına karpuz almış köylü gibi öyle bir şişinir, hatta afferime beş tas su içer:), Disiplin ve görev herşeyin ötesinde ve kutsaldır, paraya mala mülke tamah etmez. Açlıktan ölse de kuyruğu dik tutar.
"Ankara' da Devlet hem da Hükümet, yukarda Allah, burda da ben!"
Bekçi olmasına rağmen kedini Allah'tan ve devletten sonra ki yetkili sanır, hırslı egolu değildir, görevini en iyi şekilde yapmaya çalışır ama bunu yaparken kantarın topuzunu fena kaçırır. İnsanlar elinde bulundurduğu gücü orantısız bir şekilde kullanırsa ne olur?
Murtaza bu sorunun ete kemiğe bürünmüş cevabıdır.
İyi niyetli kör itaatin zulüm ve kötülük doğurduğu, "insan kötülük düşünmeden de kötülüğe sebep olur mu" nun cevabıdır Murtaza.
Murtaza ne tam salt kötü ne salt iyidir. Bazen sinirden küplere binersiniz bazen acır yanına oturup dertleşmek istersiniz.
Romanda işlenen bir diğer konu muhacir-yerli çatışmasıdır. Yaban, yadırgı, muhacir olmak dışardan gelmek ağır bir psikolojidir. Yerini yurdunu kaybetmiş insan geldiği yere alışmakta zorlanır, kahir ekseriyetle de sığıntı fazlalık olarak görülür. Nitekim göç ve mübadele normal zamanlarda olmaz, sınırların değiştiği savaşların patlak verdiği iç savaş ve kaosun yaşandığı zamanlarda olur. Böyle zamanlar bir lokma ekmeği öpüp başına koyduğun, hayatta kalmaya şükrettiğin zamanlardır. Murtaza böyle bir dönemde ülkeye gelmiş, Balkanlar da Türk, Anadolu da gâvur damgası yemiştir.