Puan vermedi·382 syf.··Beğendi
· Düşünün: Bir prens, sarayın adaletli koridorlarında büyümüş, kılıç yerine kalem tutmayı tercih eden biri. Tahtın varisi, ama hayali fetihler değil, adalet. Taht onun hakkı, ama o tahtı değil, barışı istiyor.
Sonra bir gece her şey değişiyor.
Kapılar kırılıyor, sadakatler yalan oluyor ,her yer kana bulanıyor .
Alpagu kaçıyor . Yaralı, yalnız, karanlığın içinde kaybolmuş. Kış onu yutuyor neredeyse; soğuk kemiklerine işliyor . Tam “bitti” dediği anda bir el uzanıyor: Aybars. O el sadece hayatını kurtarmıyor; bambaşka biri haline geliyor .Artık adı Baran.
Ve işte o andan sonra kitabı bırakamıyorsun .
Baran’ın yolculuğu sadece intikam değil. ihanet edenleri bulacak , kılıçlar konuşacak, savaşlar olacak . Ama asıl savaş içinde. Her dostluk bir risk, her zafer bir kayıp, her adımda “eski Alpagu”dan bir parça daha geride kalıyor. Lara giriyor hikâyeye; sessizce ama güçlü, gözlerinde aynı karanlığı taşıyan biri . Hikayesini merak ediyorsuz ilk anda . Aralarındaki bağ tesadüf değilmiş gibi hissettiriyor, ama yazar bunu yavaş yavaş, sayfaların arasında dillendiriyor .
Betimlemeler o kadar canlı ki, kar tanelerinin yüzüne çarpmasını hissediyorsun. Ormanın sessizliğini, ateş başındaki fısıltıları, bir okun havayı yırtışını… Yazar on yıl boyunca bu dünyayı inşa etmiş . Kitabın gelirinin bağışlanıyor olması detayı bile çok güzel bir amaç .
Peki siz ihanete uğrasaydınız , gölgelerinizden yeniden doğabilir miydiniz ?
Alpagu için , kitabı bitirdiğinizde bunun cevabı gelmiyor . Ben de yazara soruyorum : Devamı ne zaman?
Eğer karanlıkta yürümekten korkmuyorsan, bu kitap en iyi yol arkadaşı olabilir.