·272 syf.····Okunma: 09 Şubat 2026 23:47 Küçüklüğümün en önemli kitaplarından bir diğerini tekrardan okudum ve hayal kırıklığına uğramadım başka bir kitaptan bahsedelim.
80 Günde Devri Alem diye hatırladığım bu kitap sanırım yeni çeviride farklı çevrilmiş ama önemli değil. Kitabın ne anlattığı belli ve konusuna da hızlıca giriş yapıyor. Şahsen ben çocukluğumda etkileneceğim kadar etkileneceğimi düşünmüyordum. Sonuçta sondaki önemli detayı biliyordum ve genel olarak önemli olayları hatırlıyor gibiydim ama öyle olmadı. Kitap yine de çok sürükleyici ve olay örgüsü zekice. Bir de bunun ne kadar gerçekçi olduğunu düşününce inasn şaşırıyor ve tebrik ediyor yazarı. O dönemler doğrudan bunu yapabilen bir adam varmış ve sonrasında kitabın kendi fikrinden çalıntı olduğunu bile iddia etmiş. Verne’nin diğer kitaplarında görebildiğimiz bu teknik detaylar kesinlikle çok hoş. Onun dışında dediğim gibi olay örgüsü heyecanlı. Ben ikinci okuyuşumda bile uzun süreler sıkılmadan okudum eğer hiç okumasaydım tek oturuşta falan bitirebilirdim. Çok önemli bir vurguyu bilmeme rağmen beni heyecanlandırabildi şahsen.
Kitaba tabii ki sadece bu yüzüyle bakmak olmaz. Nasıl ki Don Kişot’un artı değerlerini karıştırdık insanlığın doğaya bakış açısını inceledik bu kitapta da neler var diye bakmak gerekiyor bence. Kitapta bence en çok göze çarpan şey Fogg karakteri tabii ki. Verne’nin Fransız olduğunu göze aldığımız zaman Fogg gerçekten de yeni dünyanın İngiliz beyefendisi gibi duruyor ama bence yine Verne’nin editörlük kısmında yaşadığı sıkıntıalrı bildiğimiz için bu adamın biraz da parodi gibi durduğunu söylesem çok da karşı çıkmaz kimse diye düşünüyorum. Yani bu yaşımda okuyunca özellikle o hintli kadını kurtarma ve bu kadının ona aşık olma kısmı bariz şekilde İngiliz’lerin Hindistan’ı sömürürken ki “kahramanca” duruşuyla bir dalga geçme gibi? Çok ciddiye alamadım açıkçası kendisi İngiliz olsa evet kendilerini övmüş derdim ama sanmıyorum. Kitabın genel gidişatı ve sonu da bunla alakalı aslında. Yani Fogg gerçekten tam bir rasyonel adam İngiliz yeni dünyasının adamı. Duygusuz sadece önüne bakan makine gibi çalışan bir zengin. Asla paniklemiyor adeta saat gibi işleyen müthiş bir adam. Her şey onun planında. Paniklemek insanı hiçbir yere vardırmaz diyerek paniklemiyor. Bizim gözümüzde havalı olsa da insanı insan yapan şeylerden biridir. Yapay zeka paniklese mesela çok garip gelir bize. Bu arada uşağı umarım adını doğru yazabilirim Passepartout da bir Fransız. Kendisi Fogg’un aksine çok daha sıcakkanlı birisi ve kendisi daha “insan” diyebiliriz. Yani doğal olarak tabii ki aklıma hemen Don Kişot ve Sanço geliyor. Aslında bu ikili de tam olarak modern versiyonları diyebiliriz. Don Kişot o zamanın idealistiydi. Bir şövalyeydi. Fogg ise sanayi devrimi sonrası İngiltere’nin idealisti. Onun için artık Dünya küçük bir yer. Matematiksel bir engel sadece önünde duran. Gittiği yerleri gezip görme başka işler yapma deredi yok. Aksine Passapartout ise Sanço gibi daha insani dertleri var. Geziyor görüyor yorum yapıyor. Kendini ölüm tehlikesine atıyor efendisini geciktiriyor unutkanlık yapıyor çok daha insan.
İşin ilginci kitabın sonundaki vurgu. Ben Verne’nin eleştiri yaptığına burada emin oldum. Çünkü sonda Fogg aslında bu yolculuktan kazandığı şeyin aşk olduğunu düşündüğünü söylüyor. Kendisi kadar matematik materyalist falan bir adam için çok ilginç bir kabul. Yani yolculuğun aslında matematiksel kısmı değil de geri kalan kısımlarını kazandığını kabul ediyor bir nebze. Üstelik yolculuğu ona kazandıran son hamlenin Passepartout’dan gelmesi de cabası. Passepartout giveth, Passepartout taketh diyebiliriz.
Bu arada kitabın sonundaki şaşırmacayla ilgili emin olamadım. Yani Fogg gibi bir adamın gün sayma konusunda hata yapma ihtimali yok. Keza günlüğüne yazarken tarihten bağımsız 1. Gün, 2. Gün diye başlık atan birisi. Yani tarihe bakarak tarih atmıyor, geçirdiği gün sayısına göre atıyor. Bu kısımda %100 gün farkını görmesi lazımdı. Günlükte yanlış yazdığını düşündüğüne dair bir paragraf açıklayıcı olabilirdi ama yok.
Genel olarak sürükleyici bir kitap. Çocukluğumdaki etkileyiciliğini hala koruyor. Ne yazık ki Robinson Crusoe’yi büyükken daha çok sevdim ama çocukken defalarca okuduğum bıkmadığım bu müthiş kitabı da kitaplığımın en üstüne koydum elbette. Bence herkesin okuyabileceği harika bir macera kitabı. Bence benim bahsettiklerimden daha eleştirel yorumlar da barındırıyor olabilir görenler için.