·168 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Şubat 2026 00:59 Kitabı anlatmadan önce Ezgi’yle nasıl bir bağ kurduğumu ve bu kitabın hayatıma nasıl girdiğini anlatmak istiyorum.
Videoları karşıma çıkmaya başladığında hemen dikkatimi çekti. İzledikçe daha da sevdim. Özellikle kitabının Fleabag dizisine benzediğini duyunca — ki o diziye inanılmaz düşkünüm — kitabı okumak için sabırsızlandım.
Ezgi’ye mesaj attım, sağ olsun beni kırmadı ve kitabı hemen gönderdi. Ben de gönderildiği gibi, hiç bekletmeden, sıcağı sıcağına okudum. O yüzden bu yorum da tazecik oldu
En baştan söyleyeyim: Kitabı gerçekten çok beğendim. Çünkü tam benim sevdiğim türde yazmış. Bir şeyler anlatıyor ama anlatırken seni olayın ortasında durdurup düşündürüyor:
Bu gerçek mi? Yazarın yaşadıkları mı? Yoksa tamamen kurgu mu?
Ben bir kitabı okurken hep bunu düşünürüm. “Burada yazar kendini mi anlatıyor?” sorusunu zihnime düşürmesi kitabın en sevdiğim taraflarından biri oluyor hep. Bu yüzden kitap biter bitmez Ezgi’ye koştum ve aklımdaki bütün soruları ardı ardına sordum. Aldığım cevaplar ise beni inanılmaz tatmin etti rahatladım.
Kitapta Nuray’ın acılarını, sancılarını, psikolojik dışavurumlarını çok çıplak, çok sahici bir yerden görüyoruz. Ayrıca şunu da özellikle sevdim. Kitap edebiyatçı olduğu halde çok da edebiyat yapma derdinde değil. Bir edebiyatçı olarak bunu yapsaydı muhtemelen “fazla edebiyat yapmışsın” derdik. Ama burada öyle bir çaba yok. Kitap kendi kendine akıyor zaten.
Kitabın ismini açıkladığı önsöz ise başlı başına çok güçlü. Neden bu ismin seçildiğini öyle güzel anlatmış ki… Orada zaten kalemiyle ilgili fikrim vardı. Okuyunca daha da netleşti.
Kısacası, çok sağlam bir kalemle tanıştığımı düşünüyorum. Bundan sonraki yolculuğunda Ezgi’ye yürekten başarılar diliyorum. Umarım bu, imza atacağı nice güzel kitabın sadece başlangıcıdır.