Dişiliğin çoğu zaman hakaret sayıldığı, kadın olmanın eksiklik gibi görüldüğü bir dünyada, Nuray varlığını sorgulayan bir kadının sesi olarak karşımıza çıkıyor. Ezgi Çataltepe’nin Kancık adlı bu romanı, bir kadının sadece başına gelenleri anlatmakla kalmayıp, içsel yolculuğunu, kayıplarını, yaralarını ve kendi benliğini arayışını okura tüm çıplaklığıyla hissettiriyor.
Nuray, toplumun dayattığı roller ve erkek egemen yapı içinde kendini var etmeye çalışırken, aynı zamanda kendi içindeki boşluklarla yüzleşiyor. Doğurabilen, doğurmak istemeyen, geçmişiyle hesaplaşan tüm kadınların ortak sesi olarak, varlığını erkeklerde aramak yerine kendi sancılarında bulmaya çabalıyor.
Roman, okuru Nuray’ın hayatına adeta bir eşlikçi gibi davet ediyor. Onun acısını, yetersizlik hissini, travmasını ve küçük umut kırıntılarını birlikte yaşıyorsunuz.
Alt metininde ise kadınlığın, toplumsal etiketlerin ve bireysel varoluşun sorgulanması var. Okur, Nuray üzerinden toplumun “kusurlu” olarak gördüğü yanlarımızla yüzleşiyor ve bir kadının, en derin yaralarının ortasında bile kendini bulma mücadelesini izliyor. Psikolojik açıdan bakıldığında, roman bir kurtuluş vaadi sunmuyor aksine acının içinde, kendi gücünü keşfetme, direnme yolculuğunu gösteriyor.
Kancık, kısa sayfalarına rağmen ağır bir duygu yoğunluğu taşıyor, okurunu sarsıyor, düşündürüyor ve kalıcı bir iz bırakıyor. Ezgi Çataltepe’nin dili samimi, cesur ve doğrudan okurken hem bir hikâye okuyorsunuz hem de bir kadının ruhuna dokunuyorsunuz.
#kitapönerisi #kadinolmak #booksbooksbooks #kitap #aesthetic