Pedro Simón, bu eserinde bizi 1970'lerin İspanya'sına götürürken bir çocuğun büyüme hikâyesi üzerinden aile olmayı, anneliği, sevgiyi ve kırgınlıkları sorguluyor. Hikâyenin merkezinde, öğretmenlik görevi nedeniyle sürekli yer değiştiren Mercedes ve onun oğlu Curro bulunuyor. Curro'nun çocukluktan yetişkinliğe uzanan yolculuğu boyunca sevgi, özlem, eksiklik ve aidiyet duygusu farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Özellikle annesiyle olan ilişkisi ve hayatındaki diğer insanların bıraktığı izler, romanın duygusal yükünü oluşturuyor.
Nankörler'i okurken en çok hoşuma giden şey, yazarın aile ilişkilerini siyah ve beyaz olarak sunmaması oldu. Karakterler kusurlarıyla, hatalarıyla ve pişmanlıklarıyla var oluyor. Bu yüzden hikâye sadece Curro'nun değil, aynı zamanda anne olmanın ağırlığını taşıyan Mercedes'in de hikâyesine dönüşüyor. Okur olarak zaman zaman karakterlere hak veriyor, zaman zaman onlara kızıyor ama her durumda onları anlamaya çalışıyorsunuz.
Kitap, yüksek tempolu olaylardan çok duyguların ve karakterlerin üzerine kurulu. Çocukluk anıları, büyümenin getirdiği farkındalıklar ve yıllar sonra geriye dönüp bakmanın verdiği hüzün sayfalara sinmiş durumda. Özellikle aile, sevgi ve geçmişle hesaplaşma temalarını seven okurların kendilerinden bir parça bulabileceği bir roman.
Benim için Nankörler, yalnızca bir büyüme hikâyesi değil; insanların birbirini sevmesine rağmen neden bazen birbirini en çok yaralayan kişiler olabildiğini anlatan, sakin ama etkisi uzun süre devam eden bir okuma oldu.