Bugün sizlere fantastik bir kitapla geldim. R. F. Kuang’ın yazdığı Katabasis’i okurken kendimi bir hikâyenin içinde ilerlemekten çok, bir ruh hâlinin içine çekilmiş gibi hissettim. Yazar bu romanda cehennemi ateşler ve canavarlarla değil, hırsla, kırgınlıkla ve akademinin insanı içten içe kemiren yapısıyla kuruyor. İki doktora öğrencisinin, ölü hocalarını geri getirmek için yeraltına inişi aslında bilgiye, otoriteye ve “yeterli olma” arzusuna dair sessiz bir ağıt gibi. Hikâye ilerledikçe anlıyorsunuz ki burada asıl mesele kurtarılacak bir ruh değil; kaybolmuş idealler, bastırılmış yaslar ve rekabet yüzünden söylenememiş cümleler. Kuang’ın dili bilinçli olarak mesafeli ama ben bu mesafede bile güçlü bir kırılganlık hissettim; sanki karakterler duygularını bastırdıkça metin daha da ağırlaşıyor. Katabasis’te beni en çok etkileyen şey, karakterlerin güçlü olmaya çalışırken ne kadar kırılgan olduklarını fark etmekti. Bittiğinde içimde büyük bir etki patlaması değil, derin bir durgunluk kaldı — bazı kitaplar vardır ya, sizi sarsmaz ama uzun süre sessizleştirir; işte Katabasis benim için tam olarak öyle bir kitaptı. İyilikle ve kitapla kalın.