·208 syf.····Okunma: 19 Ocak 2026 23:14 “Babam omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir Atlas’tı. Şimdi, o aramızdan ayrılınca, tüm o geçmişin çatırdayarak üzerime usulca yığıldığını, beni tüm öğle sonralarının arasına gömdüğünü hissediyorum. Çocukluğun sessizce yıkılıp dağılan öğle sonraları. Ve yardım için çağıracağım kimsem yok.”
Bu kitabı okurken sadece bir hikâye okumadım; yazarın korkularını, çaresizliğini ve kaybetme endişesini iliklerime kadar hissettim. Sayfalar ilerledikçe, onun babası için duyduğu korkunun benim de içimde bir yerlerde hep var olduğunu fark ettim. Belki de bu yüzden bu kadar derinden etkiledi beni.
Bahçıvan ve Ölüm, ölümle yüzleşmenin sessiz hâlini anlatıyor. Ne büyük dramlar var ne de süslü cümleler. Ama tam da bu sadelik insanın kalbine dokunuyor. Yazarın bekleyişi, umudu, bazen inkârı, bazen kabullenişi çok tanıdık hissettirdi. Okurken sık sık durup nefes aldım; çünkü bazı cümleler fazlasıyla gerçekti.
Bu kitap bana ölümün bir anda gelmediğini, yavaş yavaş hayatın içine sızdığını hissettirdi. Bahçıvan metaforu ise uzun süre aklımdan çıkmayacak: sabırla toprağı kazan, zamanı bekleyen biri gibi… Ölüm de öyle, acele etmiyor ama kaçınılmaz.
Beni en çok etkileyen şey, kitabın bitince geçmeyen hissi oldu. Kapattıktan sonra da benimle kaldı. Kendi korkularımı, sevdiklerimi kaybetme düşüncesini ve geride kalmanın ağırlığını düşündüm. Ömrüm boyunca unutamayacağım kitaplar arasına girdi; çünkü bana sadece bir hikâye değil, adını koyamadığım duygular verdi.
''Babamın numarasını telefonumdan silmedim. Henüz değil. Bunu hiç yapar mıyım, bilmiyorum.''