Roman, bireysel bir arayışın Ortadoğu’nun kolektif acılarıyla kesiştiği sarsıcı bir anlatı sunar. Romanın merkezinde, İstanbul’da yaşayan gazeteci İbrahim vardır. İbrahim, geçmişte yarım kalmış bir aşkın izini sürerken kendini Mardin’de, Ezidilere yönelik katliamların ve zorunlu göçlerin ortasında bulur. Bu yolculuk sadece coğrafi değil, aynı zamanda vicdani ve ruhsal bir yolculuktur.
İbrahim’in geçmişte büyük bir bağ kurduğu Hülya, onun içsel huzursuzluğunun temel kaynaklarından biridir. Hülya, modern ve şehirli bir figür olarak İbrahim’in iç dünyasındaki boşluğu ve kararsızlığı yansıtır. Mardin’de tanıştığı Melek ise savaşın, tecavüzün ve yıkımın sembolüdür; Ezidi bir kadın olarak yaşadıkları, romanın en çarpıcı ve acı verici bölümlerini oluşturur. İbrahim’in arkadaşı İhsan ise daha gerçekçi ve ayakları yere basan tavrıyla anlatıya denge katar.
Livaneli, Huzursuzluk’ta aşk, suçluluk, kimlik ve vicdan kavramlarını sade ama etkileyici bir dille işler. Roman, okuru sadece bir hikâyeye değil, görmezden gelinen insanlık trajedilerine bakmaya zorlayan güçlü bir yüzleşme sunar.