Artık ne devrilen saksıların sesi var, ne de mutfaktan gelen o neşeli gürültüler. Sadece saatin tık tık vuran soğuk sesi ve ekranın soluk ışığı kalmış. Tom anlıyor ki; hayatın anlamı aslında o küçük fareyi yakalamak değilmiş, o küçük farenin peşinden koşarken geçen "yaşamak" dediğimiz o eşsiz yolculukmuş.