Olay akışını çok etkileyici buldum. Peçorinin Hikayesini önce başka bir anlatıcının gözünden dinliyoruz, ardından Peçorinin defterleriyle kendi ağzından anlatılmaya başlıyor. Dışarıdan bakınca Peçorine öfkeyle yaklaşırken, kendi notlarını okuduğumuzda bu duygu yumuşuyor. Kitapta altını çizdiğim “Anladığımız şeyleri genelde bağışlarız” sözü tam da bunu anlatıyor. Peçorin’in iç dünyasını, boşluğunu ve tatminsizliğini kendi tarafından dinleyebiliyoruz
Peçorin karakteri 1800 lerin ıssız adamı gibi geldi bana, her devirde kendini gösteren doyumsuz bağlanamayan istediği şeyi elde edene kadar büyük uğraşlar verip sonra sıkılan bir karakter. Özellikle kadınları kendine aşık edene kadar türlü oyunlar çevirip, karşısındaki bağlanır bağlanmaz soğuması, duygularıyla oynaması onları saçma bulması fazlasıyla rahatsız ediciydi. Kalbini hiçbir zaman doyuramadığını kendisi de itiraf ediyor. Yazarın ise bunları olduğu gibi aktarması romanı güçlü kılmış. Yolculuk anlatımı yol arkadaşlığı ve doğa betimlemeleri ise kitapta en sevdiğim şeyler oldu.