Gönderi

Bir Kitap Sohbeti - 6
8/10
·168 syf.··
2026 25. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 08 Şubat 2026 22:07
Elina ile birlikte okuduğumuz Sándor Márai 'nin Buda'da Bir Boşanma hakkında yaptığımız sohbeti siz değerli okurların ilgisine sunuyoruz. Galeyan: Şöyle bir soruyla başlamak istiyorum, Grenier, sence katil miydi? Elina : Zor başladın sanki. Galeyan : Zor başlayalım sonrası güzel aksın:) Elina : Bence birinin ölümüne mani olmamak ile o suçu gerçekleştirmek bir noktada aynıdır. Birine yardım edebilecekken etmemiş birine sadece "kayıtsız biri" demek ile yetinmemiz nasıl mümkün değilken doktora da katil değil demek çok mümkün değil. Galeyan : Bu yaklaşım da çok acımasız değil mi? Bir soru daha sorayım, Kurtarsaydı, "Anna'ya rağmen Anna'yı kurtarmış mi olacaktı?" Yoksa sadece bir insanı ölümden kurtarmış bir kahraman mi olacaktı? Elina : Anna karakterine nasıl bakıyoruz önce onu bence konuşalım. Anna aslında yargıca aşık olmuş ama yargıcın evlenmesinden sonra da evlenmeye karar vermişti doktorla. Aslında en başından beri bu evliliğe inanmıyor muyuz? Yoksa hayır geçen senelerin sonunda fark edilen ve artık bastırılamayan bir durum olarak mı bakacağız. Galeyan : Anna evlenmesinden öncesinde Grenier'in aymazlıklarına kendini mahkum etmeseydi ruhunu boğan bu birliktelikten baştan kurtulamaz mıydı? Elina : Evet kurtulabilirdi bu yüzden her ikisinin de hatası olarak nitelendirilebilecek bir evlilikti onlarınki. Galeyan : Anna'nın hatası inanmadığı bir evliliğe kendini bırakması o zaman. Elina : İnanmadığı bir evliliğe kaçması evet. Ama durumun Anna’nın ölümüne izin vermekle olan ilgisi tüm bunlardan bağımsız değil mi? Sordun ya Anna’yı mi kurtaracaktı yoksa bir insanı mı diye? Galeyan : Bence bağımsız değil şöyle ki; Grenier tüm hayatı boyunca Anna'yı adeta fethetmeye, iradesi dahil her şeyine tamamiyle sahip olmaya çalışan bir adamken, son anda Anna'nın iradesine boyun mu eğdi yoksa yoksa sahip olamadığını kabullenmek zoruna gittiği için mi kurtarmadı? Bu sorunun cevabına göre Grenier'a katil veya değil diyebiliriz. Elina : Kitapta s. 120’de doktor kendini anlatırken “sadece kabul etmesi yetmiyordu, teslim de olacaktı" diyor. Tüm taşlarını oynamıştı doktor Anna’yı etki alanına almak için. Bu acımasızlık. Kadın ruhunu bilip tüm hamleleri doğru oynayarak etkisi altına alabilmek birini. Buna Anna’nın iradesine bırakmak olarak nitelendiremem ki ben. Doktor hiç bir şekilde mutlu olamayan ve Anna’yı bireysel mutluluğunun odağına koymuş ( hiç anna in haberi yokken bile ) biriydi. Evet niyeti temizdi aşıktı. Çok aşıktı ama bu Anna da işe yaramayacaktı. Galeyan: Kadının önündeki tüm yolların kendine çıkmasını sağlamak ve Anna'nın bunu kabul edişi acımasızlık evet. Ama Anna da bunu bilmiyor muydu? Bence bilerek bu yola girdi yukarıda bahsettiğim üzre. Çünkü ruhunun tutuklu kaldığı yargıç Kömvies evlenmişti. Ve o olmayacaksa herhangi biriyle herhangi bir evlilik ilişkisinde kendine bir yer buldu gibi oldu. Bununla birlikte doktorun saplantılı bir sahip olma güdüsüne 'aşk' diyemem ve şöyle destekleyebilirim. Grenier : "Nikah dairesinden çıktığımızda kapıya doğru yaklaşırken, ipi göğüslemiş, elinde kupası, boynunda madalyası olan bir atlete benzetiyordum kendimi." S.122 diyor. Aşk içinde bir yarış barındırmaz bence ve hatta bunun yerine hissel bir akışla ruhuna karışma arzusu doğurur. Bu yüzden adı aşk değil saplantı idi. Elina : Aşk tanımlanması çok zor bir kelime. Ama yukarıdaki olmadığında hemfikirim. Şöyle baktığımda kendimi doktorun yerine koyuyorum. Sürekli etrafında dolandığı etkilemek kendine bağlayabilmek için tüm meziyetlerini kullandığı biriyle evlendiğinde çabalarının sonuca ulaşmış olmasının gururuydu o. Ama bence de aşk aslında ulaşılabilir veya ulaşılamaz olmasından bağımsız, bir sonraki günü, bir sene sonrasında ortaya çıkabilecek sorunları düşünmeden sadece kişinin kendi içinde hissettiği bir duygu. Bu kadar büyük planlar yapacak kadar bile aklının başında olmama hali :) Zaten aşıksan diğer bu duygulara yer olmayacak kadar dolu olmalı kalbin o mutluluk hissiyle. Galeyan : Grenier'in odağına koyması ona doğru varmak veya birlikte bir akışta değil de bir oburlukla ona sahip olmasından dolayı idi. Grenier içsel hesaplaşmasında sevgiyi önce "Birini uzun bir süreliğine tanımaktır. Yani tam anlamıyla tanımak; her sırrını çözmek, bedeninin tüm reflekslerini öğrenmek, ruhunun tüm titreşimlerini okumak! Evet, tanımak heralde sevmek anlamına geliyordu." S.127 diyerek başlarken sonrasında "Sevmek belki de birlikte var olmaya dönüşmek, birlikte var olmak ve aşkta tekleşmek." S.128 olarak tanımladı. Buradan da anladığımız üzere aslında tanımanın oburcasına keşif bir sömürü ve boğucu bir sis olurken; birlikte aşkta tekleşmek sevgi oluyor. Grenier da sevmiyordu, sadece sahip olmak istiyordu. Elina :Sahip olmak. Bence bu düşünceyle başlanan hiçbir şeyin sonu aşka varmaz. O yüzden haklısın her iki tarafın da birbirine duyduğu aşk değildi. Galeyan : O zaman bir soru daha ') sence Kömvies eşini aldatmış sayılmalı mı? Rüyasında başkası varken, yanında başkası vardı? Elina : Evet :) Galeyan : Ama kendisinin engelleyemediği bir tutku ve aşk selinin içinde buldu diye kendini suçlamalı mı? Elina : Suçlamamalıyız. Eğer o tutkuyu yönetemediğini anladığı anda ayrılsaydı eğer Hertha’dan, Ama eğer senelerce devam ettiyse bu durum ve hatta kitabın sonlarında (152) uyuyan eşine bakıp “o inançlı bir kadın onun rüyalarına kimse girmiyordur” diyorsa kendi de farkında durumun, Aldatmak nedir ki hem? Galeyan : Aldatmak, ilişki içerisinde bulunduğu kişiye ihanet etmek diyelim kabaca. Ancak aldatma fiilinde irade söz konusu. Elina : Tamam yani diyorsun ki rüyalarında iradesi dışındaydı. Galeyan : Duygularına tutkularına yön veremediği bir hal olan rüya içinde olanlardan ötürü aldatmak denilemez bence. İradesi tutkularına set çekebildiği için uyanıkken tutkularına karşı koyabildi. Elina : İyi ama yanında biri uyuyor. Sanıyorsun ki mutlusun. Mutlu. Belki mutlu ama kalbinde başka biri başka bir his var ve bunu paylaşmıyor. Baksana aynı his Anna’yı ölüme sürükledi. Yargıç ise.. Aldatmak ne hissettiğini gizlemek de değil mi? Galeyan: Anna'yı ölüme götüren başka birine duyduğu aşk ve tutku değil, aidiyetsiz Grenier'in kölemen ruhuyla Anna'ya sahip olmaya çalışırken onu boğuşuydu. Yargıç burada Anna'yla iletişim kurmadı ilişki kurmadı, Anna'nın kendisine olan hislerini kitabın sonunda Grenier'in açıklamasıyla öğrendi. Elina : Bence Anna artık kalbindeki hislere rağmen doktorla birlikte olmaya tahammül edemedi. Dediğin gibi boğuldu ama tek etki doktorun kurduğu egemenlik değildi bence. Aslında belki de öyleydi. Hatta itirafı bile doktor a aslında o egemenliği hiç bir zaman kuramadığını yüzüne vurmak içindi. Galeyan : Evet, ve doktor da bunu kabullendiğinden Anna'ya müdahale etmedi, eğer kölemen değil aşık bir doktor olsaydı, kendisinden de ayrı bir hayatının olması için Anna'yı kurtarırdı. Elina : İlk soruya döndük O zaman doktor katil mi ? :) Galeyan : Ayırt etme gücünden yoksun bir varlık cezai ehliyeti yok, cezai değil ama ahlaki bir körlüğün içindeydi. Yavaştan kitabın içeriği ile hayatı bağlamaya başlayalım. Kitapta "Düşünsel olarak tembelleşmekten nefret ediyordu, az tüketimle geçen bir yaşam onun için daha idealdi." bir ibare geçiyor. Düşünsel olarak tembelleştiren etmenler sence neler? Ve insanları bu konuda genel itibariyle tembel görüyor musun? Elina : Yeni bir şeyle muhatap olmadan geçen daha doğrusu zihnini zorlamadan geçen bir yaşam dan bahsedebilir miyiz düşünsel tembellik derken? Galeyan : Tabi. Ayrıca yeni ve farklı olarak nitelendirilecek bir şeye bu kadar ayni bir toplumda malesef çok zor. Elina : Evet ama gün içinde hissettiğimde beni en çok rahatsız eden duygu budur benim. Standart bir çalışma gününde ya da saatlerinde ya da hiçbir şey yapmadığım bir cumartesi günü müthiş pişmanlık duyarım. Galeyan : Peki bir şey yapmak olarak nitelendirdiğin şeyler senin kendine has yaptıkların mi? Yoksa herkesleşip yaptıkların mı? Elina : Herkeslesmek çok yerinde bir tanımlama. Ben zaten genelde standardı pek sevmeyen biriyim bence hiç birimiz sevmiyoruz. "Günlük rutinlerimiz olsun" Hayatta hep bir şeylerle meşgul olmak zorunda değiliz ya da her işi başarmak zorunda değiliz cümleleri işte hepimizi benzer hale getirdi. Zorlukları kabullenmekle zorluklarla savaşmak diye iki seçenek sundular ve ilkini seçip hepimizi herkesleştirdiler. Galeyan : Evet karşı koyulamaz bir durumdu gölgesinde kendimizi dinleyeceğimiz bir söğüt ağacından mahrum bırakarak herkesleşiyoruz. Kitapta "Şehre bakıyor ve bu şehri kendine yabancı hissediyordu. Her atardamarında müthiş bir gerginlik içeren ve artık yabancı zevklere göre şekillenen bu şehir hızla ve garip biçimde büyüyordu." S.21 alıntısından da yola çıkılarak sanırım yabancı kalmakta gayret gösterdikçe herkesleşmekten kurtulacağız. Elina : O söğüt ağacını hepimizin bulması şart bence. Ya da bulmak için çabalaması. İnsanın tek bir kelimesi bile olsa kendine ait, Ya da sevdiği şarkıyı söyleyebilmesi... Tam bilemiyorum ama biz yalnız kalmaktan korkuyoruz. Hislerimizden korkuyoruz. Hatta karşımızdakinin hislerinden bile korkuyoruz. Sevdiğimiz bir şeyi söylemekten çekiniyoruz. Ya etrafımızdakiler sevmiyorsa diye. Görünüşümüzü, kıyafetlerimizi, evlerimizi, arkadaşlıklarımızı, ilişkilerimizi bile hep olması gereken herkesin uygunluk vereceği hale getirmek için uğraşıyoruz. Sonra bakıyoruz belki hiç düşünmeden geçen koca bir ay geçmiş. Ya o aylar birleşir yıllar olursa naparız? Ya daha konforlu bir hayat için uğraşırken rüyalarımızda tutkularımızla bahsedemezsek bir gün? S.147’ de “Yıllar boyunca inşa ettiğimiz her şeyin yalan olduğunu kavramak” gerçeği ile karşı karşıya kalmayız umarım bir gün. Çünkü birileri düşünmüş ve genellenmiş. O artık bizim üzerine zihnimizi çalıştırmamız gereken bir şey yok, olması gereken budur diyip geçiyoruz, farklısını düşünmüyoruz. Galeyan : Bahsedilen korkular kendi hikayesini yazmaya cesaret edemeyip başkalarının hikâyelerinde yama olarak kalmayı kabullenenlerin korkusu. Kendi olan, hikayesini görünerek değil görerek yazar. Bize sunulan o genel içerisinde ne hale gelindiğini kitaptan cevap vereyim. "İnsanların yüzlerinde her şeyi unutan mutluluk izlerini giderek daha az görüyorum. Yarış yalan insanların çarpık bakışı, duygusuz gözleri seni karşılıyor." S. 122. Sunulan genel içerisinde Farklılıkların tek biçim haline gelmesini de başka bir alıntı ile destekleyelim. "Bu uygarlık sürecinin kaçınılmaz bir sonucu, insanların duyguları felç oluyor. Ardından yaşam biçimleri." S.136 İnsan kendi duygularından nasibi kalmadığında herkesleşir ve uygarlık denilen sunum insanla duyguları arasına bir set çekerek herkeslestirdi. O yüzden uygar değil kendimiz oluruz umarım diyerek bu sohbeti burada sonlandırıyorum. Elina : Bu güzel sohbet için teşekkürler. Galeyan: Ben teşekkür ederim.
Duygu ve Düşünce
Buda'da Bir BoşanmaSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 2022689 okunma
··
3.506 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Özellikle karakterlerin "aynı evde yabancılaşma" halini tartışırken, doğruyla yanlış arasında karar vermenin ne kadar zor ve kırılgan bir yerde durduğunu farkettim. Fikirlerinle metnin ışığını benim için başka bir yöne çevirdin. Karakterlere ne kadar farklı pencerelerden bakilabileceğini keşfettim. Bu müthiş sohbet için teşekkür ederim🌸
Galeyan
Gönderi Sahibi
Ben çok teşekkür ederim kitabı derinlemesine tahlil etmemi sağlayan bu sohbet için, benim için de çok keyifliydi :)