Gönderi

9/10
·152 syf.··
2026 7. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2026 15:13
“Aramak… Ömür boyunca aramak… Yalnız seni aramak… Paslı teneke kutularda, küf kokan dolaplarda, çerçevelerde, tenhalarda, ağaç diplerinde, sonra vapurlarda, trenlerde hep seni aramak. Belki bu şehirde değilsin. Ne çıkar? Seni arıyorum ya. Aramak neredeyse ben oradayım. Ayaklarım ne güne duruyor? Seni aramak istiyorum. Bir gün bulacaksam bile parça parça bulmalıyım seni. Yine de bir yerin eksik kalmalı. Yeniden yollara düşmeliyim, onu aramalıyım. Ve tam seni tamamladığım an da ölmeliyim.” Bin Hüzünlü Haz , romanın sonlarında geçen bir cümleyle başlamak güzel olur. Belki anlatıya biraz ışık tutar. “Benim o gün başımı çevirip türbeye baktığım anda hissettiğim yorgunluk, böyle çalakalem yazılıp insanı bir meraktan diğerine sürükleyecek ilginç hikâyeler zinciriyle açıklanabilecek türden değildi çünkü. Benimkisi, hiçbir zaman hiçbir şeyle açıklanamayacak kadar derin, hiç kimsenin anlayamayacağı ölçüde acayip bir yorgunluktu.” (sy. 150) Kesinlikle çalakalem bir kitap değil. Yazar kelimeleri ilmek ilmek dokumuş. Daha en başında, adı gibi -hüzün ve haz çelişkisi- nasıl iç içe geçip farklı bir tada kapı araladıysa anlatılan hikâye de cümlelerin gücüyle başından sonuna kadar zıtlığın güzelliğini devam ettirmiş. Roman bir arayışla başlar. Masalsı bir arayış gibidir bu. Çünkü anlatıcı kişinin aradığı kişi bir masal kahramanı mıdır yoksa gerçek midir ilk okuyuşta anlaşılmaz. Zaten bu arayış, somut bir macera ile değil; içsel gözlem ve simgesel bir dille aktarılır. Kimlikler değişir, zaman-mekân kırılır. Yormaz ancak dikkatle ilerlemek gerekir. Dikkatli okunduğunda aranan şeyin, insanın kendi varoluşu, geçmişi, belleği ve hayal gücü olduğu ortaya çıkar. Bazı okurlar için anlaşılmaz olabilir, benim için derinlikli bir okumaydı. Tavsiye ederim.
Bin Hüzünlü HazHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 20194,926 okunma
·
55 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.