·320 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Şubat 2026 13:46 Semerkant’ı Yeniden Düşünmek:
Tarih, Edebiyat ve Zihin.
Bu kitap bittiğinde kapatmadım. Sessizce elimde tuttum. Çünkü Semerkant, biten bir roman değil; insanın içine yerleşen, orada kalmaya karar veren bir hikâye.
Amin Maalouf bu romanda yalnızca Ömer Hayyam’ı anlatmıyor. Zamanı, inancı, şüpheyi, bilgiyi, aşkı ve kaybı aynı potada eritiyor. Kaç kere okuduğumu bilmiyorum, ama her okumamda şunu fark ettim: Hayyam’ın dünyasına biraz daha yaklaşıyor, onun sorularını, suskunluğunu ve hayata hayran ve temkinli bakışını öğreniyordum. Her seferinde bende bıraktığı izler biraz daha belirginleşiyordu.
Hayyam olağanüstü bir zekâya sahipti. İsteseydi yazdıklarını yeniden yazabilirdi. Çünkü rubailerini kelimesi kelimesine hatırlıyordu. Ama yazmadı.
Neden yazmadı?
Yine de ironik olan şu: Biz onu bugün hâlâ rubaileri sayesinde tanıyoruz.
"Yoksulluk mu beni huzuruna getiren?
Değildir yoksul, azla yetinmeyi bilen.
Hiçbir şey beklemem senden saygıdan başka.
Dürüst ve özgür bir kişiye saygı göstermeyi bilirsen."
Okudukça düşündüren, ruhu saran sözler…
Roman ilerledikçe Semerkant, yazması bir nesne olmaktan çıkıyor; bir kader taşıyıcısına dönüşüyor. El değiştirdikçe çağ değişiyor, çağ değiştikçe insanın zaafları değişmiyor. İktidarın bilgiyi nasıl kullandığını, fanatizmin bilgeliği nasıl boğduğunu, aşkın bile bazen bir saplantıya dönüşebildiğini izliyoruz. Ve en sarsıcı olan: Her şey olurken Hayyam hep aynı yerde duruyor. Hayata dönük, ölüme mesafeli.
Kitabın sonlarına doğru, Titanik güvertesinde Rubaiyat’ın varlığıyla şunu anlıyorum:
Doğu ile Batı aslında hiç ayrılmamış. Aynı korkular, aynı arzular, aynı kırılganlıklar… Sadece diller değişmiş.
Semerkant bana şunu düşündürdü:
Bazı kitaplar vardır; okuduktan sonra daha az konuşur ama daha çok düşünürsün.
Bu kitap onlardan biri.
Okumayan kalmasın.
Ama acele de edilmesin.
Çünkü bu kitap hızlı okura değil, yanında yürüyene kendini açıyor.
R.Z.Demir