Milan Kundera /Kimlik
Ne zaman başladığımı bilmiyorum sanırsam 1 Ekim sonu gibiydi, arada tatili fırsata dönüştürüp kitabı bitirebildim küçük ama etkili bir kitap, okunması zor, konu merak uyandırıcı, ama bir türlü ilerlemek bilmeyen 130 sayfalık bir kitap
Zaten Milan Kundara’yla oldum olası anlaşamadım, varmanın dayanamaz hafifliğini okuduğum günden beri üzerimde bir ağırlıkları var
Chantal henüz beş yaşındaki oğlunu toprağa vermiş bir anne. Aynı zamanda görümcesi tarafından bir çocuk daha yaparak bu acıyı unutmaya çalışması konusunda baskılanan bir anne. Çok geçmeden kocası da tekrar çocuk yapma konusunda baskı yapmaya başlamıştı. Bu baskılara dayanamayan Chantal birkaç yıl sonra Jean-Marc ile karşılaştı. Çalışıp kazandığı parayla kendine bir daire satın aldı ve kocasından boşanarak Jean-Marc ile yaşamaya başladı
Romanda tam bu anda başlıyor,, karakter olarak uyuşmayan iki bireyin tutkulu aşkları,
Chantal bir gün ise artık erkeklerin dönüp ona bakmayacakları düşüncesine kendini esir etmesi romanı başka bir boyuta sürüklüyor
CBD isimli bilmediğim bir kişiden bir mektup alır, mektubun kimi yazdığı diğer olayların şekillenmesinde başrol oynayacaktır
Kundera şu sorunun cevabını arar romanda
“Ben kimim?”
“Beni kim, nasıl görüyor?
Chantal, arzulandığını düşündüğü sürece “vardır”.
Arzu bittiğinde, kimliği de çözülür
Aslında kundura burada toplumsal bir Krizden bahseder, kadın kimliğinin arzuyla ölçülmesi sert bir yanıttır bu, kadın arzulanmıyorsa, silinip gider
Kitabın en acımasız ana fikridir bu, ve maalesef bugün kadına biçilen rol tam da budur
Romanın ilerleyen sayfaları biraz kafa karışıklığına neden olmaktadır, anlatılan olaylar gerçek mi, bir rüya mı bu çizgiyi kestirmek biraz zor
Zaten kundura‘nın istediği de tamda budur
Kimlik zaten bir kurgudur.
Gerçek olan, onun yarattığı etkidir.
Verilmek istenen mesaj
Kimlik; kendini algılama biçimi değil, başkalarının onu algılama biçimidir.
Kitabı okurken, lacan ın ayna evresi aklıma geldi,
Lacan ın ayna evreni kısaca ; bebekler altı aylık oldukları dönemden itibaren kendilerini ve dolayısıyla benliklerini ilk kez ayna ile karşılaştıkları zaman fark ederler.bu ayna tamşn edildiği üzere cam bir ayna değildir, annesi , babası bazın bakıcısı , toplumdur
Özetle diyor ki “ Ben, olduğum şey değilim; olduğumu sandığım şeyim” yani toplumun isteği belim …
Romanda da kadınım beden algısı, ben algısı erkeklerin onu arzulamaası üzerine şekillenmiş
İdeal benliğinde erkeklerin ona arzuladığı beğendiği bir karakter olarak karşımıza çıkıyor
Oysa Schopenhauer başkasının benimle ilgili görüşü benim kendimle ilgili görüşü değiştiremez , değiştirmemeli