·528 syf.····Okunma: 11 Şubat 2026 23:39 Merhaba kitap dostlarım
Bugün sizlere canım yazarım Mehsan'nın #Mıh3 #SağırYürek kitabı ile geldim.
Serinin üçüncü kitabı tam anlamıyla bir yüzleşme kitabı. İkinci kitabın o uçurum sahnesinden sonra Sıraç’ın hayatı zaten pamuk ipliğine bağlıydı. Mezarı hazır bir adamdı o… Ölümü cebinde taşıyan, yaşamakla ölmek arasında sürekli gidip gelen bir adam. Ta ki Elif’in hamile olduğunu öğrenene kadar. Baba olacağını öğrendiği an, ölümle arasına ilk kez mesafe koydu. Ama tam hayata tutundu derken Elif gitti.
Elif’in dedesi Mehmet Dede’nin baskısıyla Konya’ya götürülmesi, Sıraç için ikinci bir yıkımdı. “Gün ışığım” dediği kadına uzaktan, bir camın ardından bakmak zorunda kalması… Her gece o eve yaklaşması ama içeri girememesi… Hasret bu kitapta elle tutulur bir şeye dönüşüyor. Elif cephesinde ise korku var. Babasını kaybetmiş bir kadının, sevdiği adamı da kaybetme ihtimaliyle yaşaması… Üstüne zor bir hamilelik, mide bulantıları, psikolojik baskı. Saçlarını kesmek istemesiyle başlayan o kırılgan sahnede Sıraç’ın geri adım atmaması, dededen dayak yese bile vazgeçmemesi aşkın en inatçı hâliydi.
Bu kitapta yalnızca bir aşk hikâyesi okumuyoruz; ağır bir aile dramı ve geçmişin kanlı izleriyle yüzleşiyoruz. Sıraç’ın babasının ortaya çıkışıyla sır perdeleri aralanıyor. Hayatına önce düşman olarak giren bir adamın baba kimliğiyle karşısına dikilmesi… Ortak noktaları var; en çok da yaptıkları hatalar. Yapılan seçimlerin bedeli ağır ve telafisi yok.
Kurul meselesi derinleşirken Murat’ın kılık değiştirerek kaçması, Emir’in hapisten çıkacağı haberinin ardından başlayan baskınlar, çocuklara takılan ciplerin sırrı, Ömer’i kurtarma çabası… Olay örgüsü bir an bile durmuyor. Eylül ve Demir’in zekice planları sayesinde Sıraç ve Elif’in bir araya gelişi, yapılan o uzun konuşma… Sıraç anlattıkça geçmişin mahzeni açılıyor. Kayınpederinin mezarı başındaki sözleri, mahzenden kurtardığı çocuk ve Karga’nın kimliğinin açığa çıktığı an… İşte orada hikâye başka bir boyuta taşınıyor.
Karga… Dost mu düşman mı derken, geçmişi acıyla yoğrulmuş bir adam çıkıyor karşımıza. İntikam, pişmanlık ve sevgi iç içe. Melek Hanım’ın hikâyesi ise kitabın en ağır yüküydü benim için. Yıllar önce verilen kararların bir kadının ve masum bir çocuğun hayatını nasıl kararttığını okumak insanın içini sızlatıyor. Eylül’le ilgili ortaya çıkan gerçekler, DNA testleri, evdeki gerilim… Hiçbir şey yüzeysel değil; her detay bir başka yarayı kanatıyor.
Bir yanda da insana nefes aldıran sahneler var. Nergis’in tepkileri, Elif’in aşermeleri, Sıraç’ın manavla, tatlıcıyla, pideciyle anlaşması… “Sıraç başkan yaptı yine şovunu” dedirten anlar gülümsetiyor. Ama ardından bir sabah gelen haberle her şey yeniden sarsılıyor. İvan’ın ölümü, intikamın yeniden alevlenmesi, Vural Kızılcık, Aleksey bağlantısı, Aziz Nehar, Hande Hanım’la alınan kararlar… Sorular artıyor, cevaplar can yakıyor.
Ve alter kişilik meselesi… Sıraç’ın zihnindeki o ikinci sesle mücadelesi kitabın en psikolojik katmanı. Kendi karanlığıyla savaşan bir adamın hem eşini hem bebeğini koruma çabası… Elif’i kaybederse tamamen kaybolacağını bilmesi… Bu yüzden attığı her adım, yaptığı her hamle bir varoluş savaşı.
Demir ve Eylül’ün nişanı, tuz testi, kısa süreli sakinlikler derken bir anda baskın, silah sesi ve Esin’in vurulması… Huzur bu hikâyede misafir sadece.
#SağırYürek; aşkın, intikamın, aile sırlarının ve psikolojik kırılmaların iç içe geçtiği karanlık ama derin bir hikâye. Sıraç ve Elif’in aşkı affetmekten çok inanmak üzerine kurulu. Belki her şey düzelmedi, belki yaralar hâlâ kabuk bağlamadı ama artık ikisinin de bir amacı var: Birbirleri ve bebekleri.
Ve şimdi geriye tek bir şey kalıyor…
Ortaya çıkan büyük gerçeğin ardından herkes hangi tarafta duracak?
Düşmanın inine inerken kim hayatta kalacak?
Devamını sabırsızlıkla bekliyorum…