Georgi GospodinovBahçıvan ve Ölüm Kişisel ve evrensel yas üzerine. Kitap, yazarın babasıyla ilişkisi, babasının ölümü ve ardından gelen duygular üzerinden ilerler. Roman olay örgüsünden ziyade anılar, düşünceler ve duygusal kırılmalarla ilerler. Ölüm, ani bir kırılma değil, yavaşça hayatın içine sızan bir gerçeklik olarak karşımıza çıkar. Dili gayet sade ve akıcı bi kitap.
Kitap oldukça merak ettiğim ama okumaktan biraz da içsel olarak geri durduğum bi kitaptı, çünkü içeriğini biliyordum ve cesaret edemiyordum. Açıkçası acıyı yaşama biçimi ve bunu kaleme almasını sevdim. Bi çok cümlesi beni sarstı ve kimi yerde aynı duyguları paylaştık. Bazı alıntıları tekrar tekrar okudum ve gerçekliği karşısında yaralandım diyebilirim. Mesela bi alıntıda “öldü” kelimesi üzerinde durmuştu, babamı kaybettiğimde o an anlık olarak “öldü” yazdığım biri vardı ve o alıntıyı okurken o zihnimde canlanıp durdu. 4 harfli basit bir kelime gibi ama ağırlığı öyle büyük ki. “Ondan telefon gelmeyen ilk doğum günüm” alıntısında mesela, kaybından tam bir ay sonra doğum günümdü ve ağlayarak onsuz 22 olduğumu mezarında söylemiştim. Özetle eğer böyle bi kayıp yaşadıysanız okumak ve kendi duygularınızla bağdaştığını görmek zor olabiliyor. yazarın erkek olması, baba ve erkek çocuğu arasındaki bu duyguların mesafeyle aktarılması da güzeldi. Yani ben çok daha duygusal yaklaşırken yazar o ataerkil düzenin içinden gelmenin getirdiği davranışlarla büyümek zorunda kaldığı için haliyle yasını anlatırken de yansıyor bu durum.
“Bir ölümü anlatmak onu yaşamaktan daha kolay değil” diyor, o yüzden bu kadar zor olmasına rağmen duygularını ve yaşadıklarını aktarabildiği için tebrik edilmeli.