Bu kitabı okurken şunu hissettim: Aslında ben bir kitap okumuyorum, bir şehrin içinde yürüyorum. Pasajlar bana Paris’i değil, insanın modern hayatla kurduğu ilişkiyi gösterdi. Alışveriş vitrinleri, sokaklar, kalabalıklar, geçip giden insanlar… Hepsi tanıdık ama bir o kadar da yabancı.
Walter Benjamin burada klasik bir anlatı kurmuyor. Parça parça düşünceler var, alıntılar var, notlar var. İlk başta dağınık geliyor ama sonra fark ediyorsun ki bu dağınıklık bilinçli. Çünkü modern hayat da böyle: parçalı, hızlı ve çoğu zaman yüzeysel. Kitap, tam olarak bu hissi yaşatıyor.
Okurken sık sık durdum. Çünkü bazı cümleler “bu şimdi de böyle” dedirtiyor. Tüketim, kalabalık içinde yalnızlık, bakıp geçmek… Hepsi hâlâ hayatımızda. Pasajlar eski bir zamanı anlatıyor gibi görünse de bugünü çok net yakalıyor.
Bu kitap neden okunmalı dersen; çünkü dünyaya hep aynı yerden bakmaya alışmışsak, başka bir açıdan bakmayı öğretiyor. Herkese kolay gelmeyebilir, hatta yarım bırakmak isteyen olabilir. Ama sabırla okunduğunda, insanın bakışını değiştiriyor. Ve bence bazı kitapların görevi de tam olarak bu.