Yarı otobiyografik nitelik taşıyan İnsanlığımı Yitirirken’in başkarakteri Yozo’dur. Bu karakteri, yazar Osamu Dazai ile kolaylıkla özdeşleştirebiliriz. Yozo, kendisini tamamen değersiz gören, çevresindeki insanlara ise bir nevi "soytarılık" yaparak kabul ettirmeye çalışan bir figürdür.
Yozo, saygı duyulmayı bile korku verici bir şey olarak nitelendirir. Eserde bunu şu şekilde ifade eder:“Bana göre saygı görmek, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten biri beni görene, yüzümü bir avuç toz hâline getirip beni ölümden beter bir utanca mahkum edene kadar herkesi mükemmele yakın bir hileyle kandırmak anlamına geliyordu.”
Peki, her birimizin arzuladığı saygı, Yozo için neden bu kadar korkutucudur? Onu bu düşüncelere sevk eden şey ne olabilir?
Bana göre bu sorunun cevabını yalnızca otorite figürü olarak görülen babasında değil, daha geniş anlamda ailesindeki ilgisizlikte aramak gerekir. Yozo’nun bağlanma problemleri, kendini kabul ettirme çabaları büyük ihtimalle çocukluk dönemine uzanıyor. Ben de bu temel sorunların, bireyin çocukluk yıllarında ve aile ortamında oluştuğuna inanıyorum.
Peki, çocuklukta oluşan bu bağlanma problemleri ileriki yaşlarda gerçekten çözülemez mi? Freud’un psikoseksüel kuramına göre, gelişimsel krizler eğer ilgili dönemde çözülmezse, sonraki yaşam evrelerinde bireyi etkilemeye devam ederve çözülemez. Ancak, bu görüşe zıt olarak geliştirilen Erikson’un psikososyal kuramında, bireyin her yaşam döneminde yeniden gelişim fırsatları elde edebileceği savunulur. Ben bu ikinci kurama inanmayı tercih ediyorum ve inanmak da istiyorum.Yaşanan travmalar neden çözülemeyecek olsun? Toplum, bireyleri ötekileştirmediği sürece; hiç kimsenin, kabul görmek uğruna çeşit çeşit personaya bürünmesine gerek kalmadan, bir iyileşme süreci mümkün olabilir. (Bu düşünce fazla mı ütopik oldu, bilmiyorum.)
Bana göre Yozo’nun insanlara karşı duyduğu güvensizliğin temelinde ailesi yatıyor. Eserde geçen şu ifade oldukça çarpıcı: Masum güven suç mu? O tek kurtarıcı erdem bile şimdi şüpheyle gölgelenmiştir. Artık hiçbir şey bana anlamlı gelmiyordu.”Burada “masum” kelimesinin “suç” ile birlikte kullanılması dikkat çekici.Gerçekten de masum olan şey suç mudur? Ya da suç olan her şeyin altında bir masumiyet mi gizlidir? Bana göre, eserde ifade edilen kavramla birlikte düşünüldüğünde, masumiyet ve suç zıt iki uçta yer alır. Yani masum suçun karşıtıdır. Eserde, Yozo ile Tsuneko Kamakura’da birlikte intihar girişiminde bulunur. Tsuneko hayatını kaybederken, Yozo hayatta kalır. İlerleyen bölümlerde, Yozo kendisini "intihar etmeyi bile beceremeyen bir aptal" olarak tanımlar. Bu durum, Dazai’nin hayatındaki intihar girişimleriyle de paralellik taşır. Nitekim Dazai de hayatı boyunca birçok kez intihara teşebbüs etmiş ve son olarak Yamazaki Tomie ile gerçekleştirdiği girişimde hayatını kaybetmiştir. İlginçtir ki bedenleri, Dazai’nin otuz dokuzuncu yaş gününde, 19 Haziran’da bulunmuştur. Yozo’nun farklı dönemlerde çeşitli örgütlere katılması, geyşalarla kurduğu ilişkilere benzer biçimde, duygusal bir boşluğu doldurma çabası olarak yorumlanabilir. Tıpkı cinsellikten çok duygusal doyum araması gibi, marksist bir örgüte katılması da fikirsel bir tatminden çok, "değerli hissetme" arzusunun bir yansıması olabilir. Bu bağlamda sormak gerekir: Osamu Dazai’nin (Şuci Tsuşima) sol görüşlü oluşunun ardında gerçekten fikirsel bir tatmin mi vardı, yoksa bu da yalnızca kendini değerli hissetme arzusunun bir parçası mıydı?Eserde Yozo, Tanrı’yı gazap eden bir figür olarak betimler. Cehennemin varlığına inandığını söyler, ancak cennetin varlığına inanmaz. Oysa dinin temelinde -hangi inanç sistemi olursa olsun- Tanrı bir sığınak, çaresizliğin çaresi olarak görülür. Yozo ise Tanrı ile barışık değildir; tıpkı kendisiyle barışık olmadığı gibi. Bu noktada şunu sormak gerekir: Tanrı ile barışık olmayan biri, gerçekten kendisiyle barış içinde olabilir mi?
Kitap hakkında elbette söylenecek daha çok şey var. Henüz değinmediğim kişiler, olaylar ve temalar mevcut. Ancak bana göre İnsanlığımı Yitirirken abartıldığı kadar etkileyici bir eser değil. Kitabın ele aldığı temalar, herkesin yaşayabileceği ya da hâlâ yaşamakta olduğu duygulara dayanıyor. Parça parça okunduğunda ise kapsamı genişliyor ve yapılabilecek yorumların sayısı oldukça artıyor. Yine de şunu belirtmeden geçemem: Eğer şu an ruh hâliniz kötüyse ya da zor bir dönemden geçiyorsanız, bu kitabı okumanızı pek tavsiye etmem.