ÜMİT KILIC-YAPMA
Eser klasik bir aşk hikâyesi olmanın çok ötesinde; insanın kendine bile itiraf edemediği duygularla yüzleşmesini anlatan sessiz ama derin bir roman. Bu kitapta aşk, süslenmiş bir masal ya da mutlu son vaadi olarak karşımıza çıkmaz. Aksine, kırılganlığıyla, yanlış zamanlarıyla, suskunluklarıyla ve "keşke"leriyle"leriyle yaşanır Yazar, okuru yüksek sesli dramatik sahnelere değil; içte büyüyen duygulara, söylenemeyen cümlelere ve bakışların taşıdığı ağırlığa davet eder Romanın merkezinde yer alan Ulaş ve Ceren, sadece birbirine âşık iki insan değil; aynı zamanda geçmisleriyle korkularıyla ve sorumluluklarıyla mücadele eden iki ayrı dünyadır. Ulaş, yaşadıklarının ardından hayata tutunmaya çalışan, duygularını bastırarak güçlü görünmeye alışmış bir karakterdir. Ceren ise ilk bakışta daha sert, daha mesafeli görünse de aslında en savunmasız hâlini içinde taşıyan bir kadındır. Aralarındaki çekim, bir "olması gereken"den çok, "olamayan"ın etrafında şekillenir. Bu da aşkı daha gerçek, daha can yakıcı kılar Kitabın derinliği tam da burada başlar: Yapma, aşkın insanı mutlu ettiği kadar yorduğunu; bazen korumaya çalışırken incittiğimizi, bazen susarak daha çok zarar verdiğimizi anlatır. Okurken sık sık șu soruyla baş başa kalırsın: İnsan en çok sevdiğine mi hata yapar, yoksa onu kaybetmemek için mi kendinden vazgecer? Roman bu soruya net cevaplar vermez; çünkü hayat da vermez Onun yerine okuru, kendi yaşanmışlıklarıyla yüzleştirir Yazarın dili bu hikâyeyi taşıyan en güçlü unsurlardan biridir. Anlatım sade, akıcı ve samimidir. Kelimeler gösteriş için değil hissettirmek için seçilmiştir. Uzun sayfa sayısına rağmen hikâye aceleye getirilmez; duyguların kendi ritminde ilerlemesine izin verilir. Bu yavaşlık okuru sıkmaz, aksine karakterlerin içine daha fazla girmeyi sağlar. Aşk burada bir anda patlayan bir duygu değil; zamanla içe işleyen, bazen umut veren bazen de yoran bir hâl olarak resmedilir.
Romanın vermek istedigi temel mesajlardan biri şudur: Her sevgi doğru zamanda yaşanmaz ve her doğru duygu doğru sonuçlar doğurmaz. Hayatta "yapma" denilen şeyler vardır; ama insan bazen tam da onları yapmadan kendini tanıyamaz. Kitap, güçlü görünmeve çalışırken içten içe dağılan insanları, suskunluğun nasıl bir savunma mekanizmasına dönüştüğünü ve aşkın insanı hem iyileştirip hem yaralayabilen doğasını büyük bir dürüstlükle anlatır Kitabı bitirdiğinde geriye büyük bir gürültü kalmaz; ama içte ince bir sızı, tanıdık bir his ve "ben bunu bir yerder biliyorum" duygusu kalır Yapma, okuruna bağırmaz; fısıldar Bu roman; derin duyguları, gerçekçi aşk hikâyelerini, suskunlukların ve iç çatışmalarını anlatıldığı metinleri seven okurlar için çok kıymetli bir durak. Aşk sadece romantik bir duygu olarak değil insanın en savunmasız hâli olarak okumak isteyen herkes bu kitapta kendinden bir parça bulur.
Kısacası Yapma. "ne kadar güzel sevmişler" dedirten değil: "ne kadar gerçek sevmişler" dedirten bir hikâye. Ve belki de bu yüzden bu kadar etkileyici.