·304 syf.····Okunma: 12 Şubat 2026 14:24 Annesinin daha küçükken 'sinekkuşu' yakıştırmasının, ömrü boyunca hakkını veren bir adam Marco Carrera. Kardeşlerinin aksine ne fiziksel ne de duygusal olarak başına gelen her bir olaydan, felaketten, acıdan kaçmayarak, sebat ederek, çabalayarak, direnerek ama aynı zamanda kaderin her bir cilvesini iyisiyle kötüsüyle kabul ederek olduğu yerde kalır - aynı bir sinekkuşunun tam olarak olduğu yerde saniyede 70 kere kanat çırpması gibi.
Bu, fiziksel bir durağanlık; çünkü ebeveynlerinin Roma'nın Savonarola meydanındaki ve Floransa'daki yazlık evlerini satmayarak, daha doğrusu satamayarak, aile mirasını tek başına korur. Kendi ailesini yine doğduğu topraklarda kurar.
Bu, aynı zamanda zamansal bir durağanlık; çünkü gençlik yıllarında hayatına giren Luisa'ya duyduğu sevgi, onu hayatı boyunca takip eder; aynı Floransa'daki yazlık evlerine taşındıkları haliyle, hep o yaşlarıyla, tamamlanması hiç bir zaman mümkün gözükmeyen eylemlerle, hiç bir zaman ifade edilemeyecek sözcüklerle.
Bu, duygusal bir durağanlık; çünkü ne annesinin ıstırabının, babasının kızgın sessizliklerinin tanığı olur, ne de aralarındaki bağırışlardan veya kavgalardan etkilenir. Onları duygusal olarak anlasaydı da ne kadar yardımı olurdu o aileyi bir arada tutmaya, bilinmez. Irene'nin kendini Girdap'ın kollarına iten gerçek itkiyi de göremez. Kardeşi Giacomo'nun kendisinden dolayı sandığı uzak kalışının altındaki nedenleri de anlayamaz. Luisa'ya sevgisi de apayrı bir duygusal tutunuşluk, kalışlık.
İnsanlığın ortak duygu mirası, Marco Carrera'yı saran kayıplar, kopuşlar, acılar, biten/bitemeyen/başlayan ilişkiler, başlangıçlardan dolayı onu çok iyi anlamamızı sağlıyor. Kurgusu sağlam, onu bir kurgu kahramanından çıkarıp sıradan bir insan haline getiriyor. Sıradan gözüken mektuplaşmalar, e-postalar, telefon konuşmaları, mesajlaşmalar bunun birer kanıtı. Zaman geçmiş, gelecek ve şimdi arasında akıp duran bir mekanizma gibi. Çevirisi ise muazzam, okumayı bir seyir zevki haline getiriyor. Göndermeleri ise ayrı bir güzel. Son olarak, Luisa'nın mektubunda yazdığı, aslında Raymond Carver'e ait şiir (s. 75):
Varsayalım ben yaz diyorum,
"Sinekkuşu" yazıyorum bir kağıda,
Onu bir zarfa koyup
Yokuşun dibindeki
Kutuya atıyorum. Sen
Mektubumu açtığında, hatırlayacaksın
O günleri ve seni ne kadar;
Ne kadar çok sevdiğimi