·400 syf.····Okunma: 11 Şubat 2026 10:56 On yedinci yüzyılda bir askere Finlandiya’nın çoğunlula büyük ormanlar ve bataklıklardan oluşan kırsalında bir arazi veriliyor, asker bu arazide kendisine bir kulübe inşa edip küçük de bir tarım alanı oluşturuyor ve hikaye başlıyor. “Miras Toprak” on yedinci yüzyıldan günümüze, yirmi birinci yüzyıla dek bir ailenin ya da bu arazide yaşayan insanların hikayesini anlatıyor. Zaman geçiyor, insanlar doğuyor, evleniyor, ölüyor, tüm bu süre zarfında toprak da bir yanıyla aynı kalsa da bir yanıyla insanların hikayelerine paralel olarak değişiyor ve belki de en önemlisi insanların bu toprakla ve daha genel olarak doğayla ilişkisi de dönüşüyor. İşte bu kitap da dört yüzyıla yayılan bir aile hikayesini anlatıyor ama aynı zamanda değişen zaman ve insanlarla beraber değişen toprağı ve ikisinin bağını işliyor.
Romanın iki yanını çok beğendim. Birincisi, geçen zamanla beraber değişenleri hikayeye çok güzel serpiştirmiş yazar. Fantastik unsurları ilk bölümde daha çok yerel inançları aktarmak maksadıyla kullanmış. İlerleyen zamanlarda batıl inançların yerini daha rasyonel yaklaşımların almasıyla beraber bunlar bir nevi rivayete, halk destanına dönüşmüş. Aynı dönüşümü aile bağları, toplumsal roller ve ilişkiler gibi farklı detaylarda görmek de mümkün. İkincisi ise, farklı bölümlerde mektup, içsel monolog gibi farklı anlatım tekniklerini de kullanan yazar karakterlerin seslerini ayrıştırma konusunda gayet iyi bir iş çıkarmış.
Daniel Mason’ın “Kuzey Ormanları”na çok benziyor kitap. “Miras Toprak”ı da sevdim ancak “Kuzey Ormanları”ndan etkilendiğim kadar etkilenmediğimi de söylemem gerek. Mason’ın kitabını okuduktan sonra zamana, dünyaya, dokunduğum ağaca, doğaya bakışım üzerine çok düşünmüştüm, bu kitap aynı hissiyatı uyandırmadı. Sanırım bunun nedeni Mason’ın hikayelerini bağlayan incelikli detaylar ve anlatımının lezzetini bu kitapta bulamamış olmam. Yine de güzel roman. Özellikle uzun zamana yayılan aile hikayelerinden hoşlananlar bir bakabilir.