Ev…
Duvarlarından neşeli sohbetlerin yankılandığı, kahkahaların göğe karıştığı sıcacık bir yuvaydı. Eve uzanan yol renk renk çiçeklerle bezenmiş, uzun servi ağaçları vakur birer nöbetçi gibi göğe yükselmişti. Oradan geçen herkes başını çevirir; kimi hayranlıkla seyreder, kimi içinden “Ne huzurlu bir ev…” diye geçirirdi.
Derken bir gün, sanki görünmez bir el değdi o saadete. Evin içinde ve üzerinde karabulutlar dolaşmaya başladı. Kahkahalar sustu, sohbetler dağıldı; yerini ağır ve derin bir sessizlik aldı. Yol kenarındaki çiçeklerin bir kısmını sert rüzgâr savurdu, bir kısmını hoyrat eller kopardı. Servi ağaçları ise boşalan evin üzerinde rüzgârla birlikte ürkütücü bir şekilde savruluyor, artık huzurun değil ıssızlığın gölgesini taşıyordu.
İşte insan o vakit anlıyor…
Nimet arttıkça nazar da artıyor.
Bu hikâye, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) şu sözünü hatırlatıyor:
“Her nimet sahibi kıskanılır.”