"Babam bir bahçıvandı. Şimdi bir bahçe." diyerek başlıyor yazar romanına. Uzun zamandır kanser hastası olan ve ölümü beklenen babasının kendini bahçesine vererek daha uzun yıllar nasıl yaşadığını ama artık iyice yaşlandığında hastalığa nasıl yenik düştüğünü anlatıyor. Babasıyla yaşadıkları anılara, babasının mizahi yönüne, dönemin toplumsal, siyasi ve kültürel şartlarına da vurgular yaparken bir taraftan da yaşamın amacını, insana yaşama arzu ve hevesi veren şeyleri, ölümü, yas sürecini ve daha bir çok şeyi sorgulatiyor, sorguluyor.
Sevgiyi ifade etmenin ayıp sayıldığı toplumlarda, mesafeli babalarının özlemini çeken; babalarını anlattıkları hikayelerle, onlarla ettikleri üç beş kelam ile kahramanlastiran çocukları da anlatıyor.
Bir de ölüm ve ölümsüzlük üzerine yazdığı yazılarda bundan önce okuduğum Parfümün Dansı kitabında da değinilen bir konu var. Bitkilerin yeniden dirilmeyi biliyor oluşu, onları ölümsüzlük konusunda bir adım öne çıkarıyor diyor yazar. Ölüm konusunda bizden fazla şey biliyor olmalılar diyor. Belki de babası yaşattığı bahçeyle ölümsüzlüğe değil belki ama daha uzun yaşamaya açılan bir kapı bulmuştu kendine, kimbilir...
Yasının hüznünü çok derinden yaşamış yazar ve bu hüznü bizlerle de paylaşmış. Çok severek okudum. Çok içten ve samimi bir dille, gönülden bir yerden yazılmış son derece güzel bir kitaptı.