Puan vermedi·221 syf.····Okunma: 26 Ocak 2026 15:24 Bu deneme kitabını okurken, sanki yazarın kalbindeki duygularla kendi duygularım iç içe geçti. Okumadan önce bir yerde Mustafa Uçurum için “düz yazılarına şiiri taşıyan bir şâir” nitelemesi ile karşılaşmıştım... Gerçekten de kitabın her sayfasında bu sözün doğruluğunu hissettim. Denemelerin dili şiirsel çağrışımlarla yüklü, her cümlenin altına gizlenmiş duyguyu yavaşça keşfettim...
Yüzümün Haritası, hem hüzünlü, hem de ümit dolu bir yolculuk...
Kitap birkaç bölümden oluşuyor ve beni en çok içine çeken bölüm “Müziğe Tutunurken” oldu. Bu bölüm genel olarak kalbimin ritmini değiştiren, duygularımı notalarla buluşturan bir deneyim yaşattı bana. Her bir satırda, müziğin insan ruhuna nasıl tutunduğunu, anılarla ve özlemlerle nasıl harmanlandığını hissettim.
Tüm kitap boyunca elimde kalemle dolaştım satır aralarında; birçok cümlenin altını çizdim.
Yüzümün Haritası’ndan beni en çok etkileyen denemeler ve onlarla ilgili hislerim ise şöyleydi:
"Ben Deniz Olsam da Sen Ankara’sın"
Daha başlığı okur okumaz içimde bir ezgi duyuldu sanki; bu sözler bir şarkının nakaratından alınmış gibiydi ve gerçekten de denemenin kendisi de en az başlığı kadar dokunaklıydı. Yazar, deniz ile Ankara’yı karşılaştırarak ulaşılamayan sevgileri ve mesafelerin getirdiği hüznü öyle içten anlatmış ki, okurken gözlerim doldu. Bu deneme, uzaklıkların ve farklı dünyaların hikâyesini anlatıyor bu da benim yüreğime dokundu. Deniz metaforu ile Ankara arasında kurulan bağ, kavuşması imkânsız iki sevda gibi tasvir edilmiş. Okurken, denizin dalgalarında savrulan duygularla karaların ortasındaki bir şehrin sessizliği arasında gidip geldim. Gurbette yaşayan bir Ankaralı olarak özlem duygusunu iliklerime kadar hissettirdi...
"Ne Kadar Modern O Kadar İlkel"
Bu denemede yazar, modern hayatın içinde aslında ne kadar ilkel kalabildiğimizi düşündürtmek istiyor bence. Gündelik yaşamın konforuna rağmen insanın içindeki vahşi yanların hâlâ var olduğunu, modernlik ile ilkellik arasındaki o ince çizgiyi anlatıyor. Okurken sık sık “Gerçekten de, ne kadar ileri gidersek gidelim özümüz değişmiyor” diye düşündüm. Bu yazı, teknolojinin ve medeniyetin gölgesinde bile ilkel dürtülerimizden kaçamadığımız gerçeğini yüzüme vurduğu için aklımda kaldı...
"Üzerimde Yüzyıllık Ağrılar Var"
Başlıkların genelinde aynı sarsıcı tesir olmakla birlikte; beni en çok etkileyen başlıklardan biri bu oldu... Mustafa Uçurum; taşıdığımız tarihsel ve duygusal yükleri, geçmişten bugüne süregelen acıları, bireysel olarak yaşanan bir iç sancısından çok kolektif bir hüzün şeklinde vaz etmiş yazısında.
"Ve Birden Masmavi Oldu Her Yer"
Karanlık bir tünelin sonunda aniden beliren mavilik, umut dolu bir hissiyat...
Okurken karamsar bir ruh halinden yavaş yavaş sıyrılıp, yazarın kelimeleriyle birlikte etrafımın masmavi bir ümit ışığıyla ile doldu. Yazar, bir anda gelen aydınlanma veya mutluluk anlarını okura tam mânâsı ile geçirerek resmetmiş, sayfalar ilerledikçe yüzümde bir tebessüm belirdi. Bu yazı bana, en umutsuz anlarda bile hayatın birden bire güzelleşebileceğini, renginin değişebileceğini hatırlattı ve bu yüzden gönlümde ayrı bir yere sahip oldu...
Kitabın dördüncü bölümü “Zamana Tutunurken” şiirsel yoğunlukta bir final...
Bu kısımda ayrı bir kitaba geçmişim gibiydim. Metinler yoğun, felsefi ve şiirsel bir dille örülmüş. Her bir deneme zaman kavramına tutunarak geçmiş ile şimdi arasında mekik dokuyor. Açıkçası, ilk üç bölümü bir solukta okumuşken Zamana Tutunurken’de bilinçli olarak yavaşladım. Çünkü buradaki yazıları hızlıca okuyup geçmek haksızlık olur diye düşündüm. Sanki her deneme, ayrı bir düşünce molası istiyor. Zaman aralıklarıyla, tertilen okunmayı gerektiriyor. Yazar burada dilini iyice inceltip her cümlenin bir şiir dizesi gibi parlamasını sağlamış. Bence bu bölüm ayrı bir kitap olarak basılabilirdi.
Hâsıl-ı kelâm Yüzümün Haritası, okurunu duygulandıran ve de düşündüren bir deneme kitabı. Mustafa Uçurum’un kalemi sıcak ve samimi; sanki yazar karşıma oturmuş da bana hayatından kesitler anlatıyormuş gibi bir iklimi var anlatısının...
Kitap bana sadece edebi bir haz değil aynı zamanda içten bir dost sohbetinin huzurunu verdi. Kitabı bitirdiğimde, haritamda yeni yollar çizilmiş gibiydi: Kendi yüzümün, kendi içimin haritasında yeni duygu patikalarının olduğunu fark ettim. Bu samimi, duygusal ve düşündürücü denemeler toplamı için Mustafa Uçurum’a gönülden teşekkür ederim; zirâ okuru olarak bana, hem hüzünlü bir yalnızlığı hem de umut dolu bir ufku aynı anda yaşatmayı başardı. Son sayfayı kapatırken içimden “iyi ki okudum” dedim...
Yüzümün Haritası, uzun süre aklımdan ve kalbimden çıkmayacak bir eser olarak kitaplığımdaki yerini aldı...