Bu kitabı okurken en çok hoşuma giden şey, alıştığımız kalıpları kırması oldu. Şaman Olan İmam, inanç, gelenek ve kimlik kavramlarını tek bir çizgide ele almak yerine, bunların iç içe geçebileceğini cesurca gösteriyor. Okurken sık sık “bunu daha önce hiç böyle düşünmemiştim” dediğim oldu.
Kitapta anlatılan imam karakteri üzerinden, dinin sadece kurallardan ibaret olmadığını; insanın ruhuyla, geçmişiyle ve yaşadığı coğrafyayla birlikte şekillendiğini görüyoruz. Şamanlık ve İslam gibi genelde karşıt görülen iki inanç sistemi, bu hikâyede çatışmadan çok bir arayış hâli içinde sunuluyor. Bence yazarın asıl gücü de burada: yargılamadan anlatmak.
Cazim Gürbüz’ün dili sade ve akıcı. Felsefi ve düşünsel yönü ağır olmasına rağmen kitap beni yormadı. Aksine, sayfalar ilerledikçe insan ister istemez kendi inançlarını, kabullerini ve “doğru” sandığı şeyleri sorgulamaya başlıyor. Bazı bölümlerde durup düşünme ihtiyacı hissettim; çünkü anlatılan mesele sadece karakterin değil, aslında toplumun meselesi gibi duruyor.
Kitabı bitirdiğimde şunu düşündüm: İnanç, tek bir kalıba sığmayacak kadar kişisel ve derin bir şey. Şaman Olan İmam, bana göre bu gerçeği sakin ama etkileyici bir şekilde hatırlatan, farklı olana kulak vermeyi öğreten bir kitap. Okuduktan sonra insanın bakış açısında küçük ama önemli bir değişim bırakıyor.