Bu kitap şeker kaplı bir öğüt değil, büyürken kaybettiklerimizin ağıdı.
Bence Küçük Prens, anılarımızın ta kendisi. Belki anılarımızın ruhani şekilde gelip başımızda dikilmesi. O anılardaki çocuk olsaydı, böyle yapmazdı çünkü.
Gelir, yüzleşme ister.
Gülü niye bıraktın?
Baobabları niye temizlemedin?
Tilkiye verdiğin sözü hatırlıyor musun? Ve en sonunda, başucunda durup sessizce sorar:
“Ne oldu sana?”
Gezegenlerde karşılaştığı tipleri hatırlayalım:
Kral, kendini mutlak sanır.
İş adamı sayar ama yaşamaz.
Sarhoş utanır, yine içer.
Hepsi birer büyümüş çocuktur. Ama çocukluklarını kaybetmişlerdir. O gezegenler aslında dış dünya değil; insanın büyürken edindiği alışkanlıklar. Kibir, hesap, kaçış, uyuşukluk… Hepsi zamanla giyilen maskeler.