Fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına
Bir güvercin gibi uçurup
Kıtalar arasından çağırdın beni
Geçerek birer birer sürgün kanyonlarını
Derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına
Yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı
Yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı
Yetim çığlıklarımı duyurmak üzere sana
Koşup geldim iliştir beni memnu bahtına
Adını söylemek istemiyorum
Her hecesi amansız bir kor dudaklarımda
Her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım
Zindanlara karıştım
Ölümlerle tanıştım
Adını söylemek istemiyorum
Rüveyda dediğim zaman
Anla ki senin için yürüyor kelimeler
Çığlığımın atardamarlarından
Şimdi sular köpürmemeliydi Rüveyda
Kırılmamalıydı ıslak dalları hasret servilerinin
Ben zehire alışkınım şerbete değil
Rüyalar nefret eder avare duruşumdan
Kabuslar çeker ancak derdimi yeryüzünde
Sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber
Ben ger gece bir Mehdi türküsüyle çilekeş
Yargılamak için zeval kayıtlarını
İnkılab bekliyorum
Şimdi yıldızlardan bakamıyorsun
Göklerinde bir belkıs oturuyordu Rüveyda
Binlerce gökkuşağı olurdu kirpiklerin
Güneş bir anne gibi dururdu baş ucunda
Artık dokunamıyor kakülün bulutlara
Karalara bürünmüş saçların saçlarında dolunay
Ben bu kadar zülme layık mıyım Rüveyda
Hangi ressamı vurur bilmem endamın
Sarar da benliğimi
Ben beni tanımam kaldırımlarda
Kafesleri yutan kafese doğru
Alaca bi at koşar içimde
Zamansız, mekansız nefese doğru
Hangi çağın gelişidir bilmem, gülüşün
Soluk bir dünyanın mezarlarına gömerek gurbetimi
Kapadı karanlığa Yesrip kapılarını
Meydan okuyuşun çağın ordularına
Bilmem hangi mevsimin başlangıcıdır
Doruklardan öte hevese doğru
Alaca bi at koşar içimde
Zamansız, mekansız nefese doğru
Yasını tutuyorum kararttığım düşlerin
Yıpranmış divaneler gibiyim sokaklarda
Amansız bir ütopya üfleyen pencereler
Lif lif yoluyor dram dolu seyyahı bedenimi
Önümde haksızlığın hesaba çekildiği
Hiçkimsenin hiçkimseyi tanımadığı mahşer
Arkamda kaya kaya ömrümü belirleyen
Hatırladıkça yanıp tutuştuğum resimler
Söyle nasıl aşarım pişmanlık dağlarını
Yeniden bir nil olup taşar mıyım çöllere
Kim giydirir başıma tacını nihayetin
Kim takar bileğime hürriyet künyesini
Karada balık gibi nasıl yaşarım, söyle
Rüveyda, seziyorum; tahammülün kalmadı
Ama dur boşaltayım bütün çığlıklarımı
Asırlardır köhne barınaklarda
Küflenen, çürüyen çığlıklarımı
At vuruldu; içim paramparça rüveyda
Gölgelerin ardına sakladım kusurumu
Sen orda kayıtsızca gülüyor gibisin
Ben burda damla damla eriyip akıyorum
Yinede çiğnetemem kimseye gururumu
İstenmediğim yeri sessizce terk ederim
Hatıra kalsın diye bırakır da ruhumu
Mahzun bir derviş gibi boyun büker,
giderim