Bir evin içinde konuşulmayan şeyler bazen söylenenlerden çok daha fazla yer kaplar. Annemin Uyurgezer Geceleri, tam da bu suskunlukların romanı. Ayfer Tunç, aile ilişkilerinin dışarıdan görünmeyen katmanlarını açarken okuru yavaş ama derin bir yolculuğa çıkarıyor.
Roman ilerledikçe fark ediyorsunuz ki hikâye yalnızca bir aileyi değil, kuşaktan kuşağa taşınan kırgınlıkları anlatıyor. Karakterler yüksek sesle çatışmıyor; daha çok içlerinde taşıdıklarıyla mücadele ediyorlar. Bu yüzden kitapta en güçlü olan şey olaylar değil, hisler.
Ayfer Tunç’un dili oldukça kontrollü ve sakin. Abartılı dramatik sahneler yerine küçük ayrıntılarla ilerliyor. Bir bakış, yarım kalmış bir cümle ya da uzun bir sessizlik bile karakterlerin dünyasını anlamaya yetiyor. Okur olarak sizden hızlı tüketmek değil, durup düşünmek bekleniyor.
Romanın merkezindeki anne figürü, kitabın en etkileyici tarafı. Güçlü görünmeye çalışan ama geçmişin ağırlığını omuzlarında taşıyan bir karakter. Onun davranışlarının arkasındaki nedenler açıldıkça hikâye daha da anlam kazanıyor. Karakterlerin kusurları onları daha gerçek yapıyor; kimse tamamen haklı ya da tamamen suçlu değil.
Kitabın temposu sakin olduğu için herkesin kolayca bağ kurabileceği bir roman olmayabilir. Ama psikolojik derinlikten hoşlananlar için oldukça tatmin edici bir deneyim sunuyor. Özellikle aile içi ilişkiler ve geçmişle hesaplaşma temalarını seven okuyucular için etkisi uzun süre devam eden bir metin.
Benim için bu romanın en güçlü yanı, bitirdikten sonra da zihinde kalmaya devam etmesi oldu. Okuyucuya büyük cümleler kurmuyor; ama sessizce içeri sızıyor. Ayfer Tunç