SUÇ VE CEZA
(Roman)
DOSTOYEVSKİ
1821–1881 yılları arasında yaşamış
Rus edebiyatının ve dünya edebiyatının çok ender yetişen yazarlarından olan Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin felsefesini, insana ve tarihe bakış açısını, teolojiye, kültüre, kadına, psikolojiye dair bir çok alana yönelik duygu ve düşüncelerini aktaran işlevsel bir enstrümana dönüşen başyapıtı SUÇ ve CEZA romanıyla okumamıza devam ediyoruz.
Her roman yazarından mayasını alır şüphesiz. Suç ve Ceza da temel motivasyonunu Dostoyevski’nin hayat hikayesinden alır. Onun bazen trajik hale gelen hayat hikayesinin izleğini bu romanda da buluruz.
Çok kesin olmamakla birlikte genel kabul Dostoyevski’nin bir ateist, çoğu zaman nihilist ve belki de agnostik olduğudur. Karamazov Kardeşler’de Dimitri Karamazov tarafından dile getirilen “Ben tanrıyı değil onun yarattığı bu dünyayı reddediyorum.” yargısı bu konuda bir çok açık uçlar barındırıyor. Yazarın eserlerinde gördüğümüz acı çeken karakterler İsa’ya işaret gibi algılanabiliyor olsa da aslında yazarın temel kişilik yapısını ortaya koymaktadır.
Suç ve Ceza kavramsallaştırmasını ilk defa Dostoyevski’de görüyormuşuz gibi orijinal bir roman formatında o kadar güzel psikolojizide edilmiş ki Freud gibi bir dahinin ve psikanalizin babasının onu çağına kadar tanıdığı ve bildiği en önemli ve tek psikolog olarak tanıması aynı zamanda onun eserlerine de maya olduğuna işarettir.
Suç ve Ceza aslında bizi bize en mahrem şekilde anlatan bir eserdir. Eseri okurken kaç defa kendimizle de hesaplaşmak zorunda kaldığımızı bir düşünün.
Yaşadığı Petersbug kentinde varolan toplumsal eşitsizlikler, serflik ve müjiklik eserlerini oluşturan temel dokulardan biridir. Bununla daha çok sosyolojiyi işaret ediyor gibi görünse de yazarın asıl anlatmak istediği hem sosyolojiye, hem politikaya ve siyasete, hem kültürel dinamizm ve değişimlere kaynaklık eden bireysel pisikolojidir. O, Raskolnikov’un şahsında büyük İnsanlık’ın gelişimini ve mevcut durumunu bir cerrah titizliği, keskinliği ve soğukkanlılığıyla ameliyat masasına yatırıyor. Ameliyat olan biziz ve okurken de acısını hissediyoruz. Ama bir şey daha hissediyoruz: Ameliyat sonrası acımızın azalmasına tanık oluyoruz. Evet, ameliyat sağlığımızla ilgili bir aksaklığı betimlemeye ve gidermeye dönük olup sonrasında bir rahatlamayı amaçlamaktadır. Raskolnikov’un şahsında aslında dönüp durduğumuz, saplandığımız uçsuz bucaksız iç dünyamızın dehlizlerinden adeta Platon’un mağara adamı gibi prangalarımızdan kurtulup günışığına çıkıyoruz. Nedir bu günışığı? İnsana dair önyargısız gözlem ve betimlemelerle onu anlama çabası diyelim. Dostoyevski kendi kişisel tarihinde bu gelgitleri ve gerilimleri ne kadar yaşamış ve acı bir şekilde tecrübe etmişse Raskolnikov da bu romanda benzer tecrübelerden geçmektedir. Romanın tamamı Raskolnikov etrafında örülmüştür. Romanın çok önemli diğer ana kahramanlarından kızkardeşi Dunya, annesi Aleksandrovna, Arkadaşı Razumihin, Tefeci kadın ve kız kardeşi Lizavetta, sorgu yargıcı petroviç, Svitrigaylov, Sofiya, annesi ve babası Marmeladov ve diğerleri Raskolnikov’un bir şekilde ilişkiye bulunduğu karakterler olup daha iyi anlaşılmasına imkan tanıyan sosyal gerçekliklerdir. Ama burada özellikle tefeci kadının durumu ayrı bir önem arzetmektedir. Yazar burada bir “Öteki” tasarlamış ve ona saldırmıştır. Tefeci kadının temsil ettiği sosyal kesimleri tahmin etmek güç değil. Öteki isimli romanının da olduğunu dikkate almalı.
Raskolnikov’un tezi aslında başlangıçta kuramsal ve teoriktir. Bu bir tarih okumasıdır. Ama Raskolnikov bunun laboratuvar çalışmasını yapacaktır. Sonuç ne olacaktır peki? Her deney başlangıçta hatalarla içiçe ilerler. Raskolnikov da aslında dualist bir yaklaşım içindedir. Bir taraftan tezini ispatlamak için tefeci kadını öldürmüş ama aynı zamanda tezindeki temsili insan idealinin çeperinin dışına çıkarak Kant’ın deyimiyle salt aklın ve salt insanın bireysel derinliğini ve sığlığını da farkederek gelgitlerini yaşamıştır. Bu gelgitler onun roman boyunca huzursuz olmasına ama bizim de bir ömür boyunca huzursuz kalmamıza sebep olabilecek bir gerilim üretmektedir. Peki bununla nasıl başa çıkılacaktır. Raskolnikov romanın sonunda içindeki muharebeye yenilir ve aslında diyalektik bir yaklaşımla ve hatta varoluşçu bir yaklaşımla “Ne o, ne bu.” diyerek bir senteze ulaşmaya çalışmıştır. Ulaştığı zeminde asla bir pişmanlık söz konusu değildir. Asıl olan tezinin iş görüp görmeyeceğidir. Raskolnikov aslında ilk defa ortaya konan bir tezi savunmuyor. O, tarihi okuyarak lider insanların temel özelliklerini farketmiş ve bunu kendinde denemeye çalışmıştır. Çalışmıştır ama yüzüne gözüne de bulaştırmıştır. Zira lider olunmaz, lider doğulur. O ise kendi liderliği hakkında hep şüphe içindedir.
Bu roman üzerine çok şey söylenebilir veya söylenmiştir ama şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki üzerinden binyıllar da geçse okunurluluğuna bir zarar gelmeyecektir. Yunan tragedyalarını hatırlayalım, Sofokles’i veya Homeros’un Odisseus’unu. Neden hala okunmaktadır? Çünkü eserin mayasına insanı çalmışlardır. insan ise yapısı itibariyle evrenseldir, her ne kadar farklı inançlar ve kültürlerde manipüle ediliyor olsa da.
ALINTILARIM
Aşağıya aldığım alıntılar romanı okurken altını çizme gereğini duyduğum yerlerdir. Ayrıca bu inceleme yazısını da daha anlaşılır kılacağından eminim.
•Bana bir yalan söyle, ama bu yalan senin olsun, senin uydurduğun bir şey olsun, alnından öpeyim! Kendine ait bir yalan, başkalarına ait gerçekleri tekrarlamaktan belki de daha iyidir. Birincisinde sen bir insansın, ikincisinde ise bir papağan!(sayfa249)
•Diyelim ki … evet, belki namuslu bir insansın, ama namuslu bir insanım diye övünülür mü hiç? Herkes namuslu olmak zorunda değil midir? Hatta temiz bir insan…(Sayfa261)
•İnsan bazen öyle bir sınıra gelir ki, onu aşamaz mutsuz olur; aşar, bu kez belki daha mutsuz olur. (Sayfa281)
•Aslında çevremdeki her şey sanki buralara ait şeyler değilmiş gibi… (Sayfa286)
•Nedene belki kendinde de bulunmayan bir kahramanlık bekliyorsun benden? Bu despotluktur, zorbalıktır! (Sayfa289)
•Aslında her yer boğucu burada, insanın soluk alabileceği bir yer yok. Sokaklar bile penceresiz odalara benziyor. (Sayfa298)
•Suç, toplumsal düzenin bozukluklarına karşı bir protestodur. (Sayfa318)
•Vicdanı olan, hatasının da bilincindeyse, varsın acı çeksin. Bu kürek cezasına ek olarak ona ikinci bir cezadır. (Sayfa329)
•Acı ve üzüntü, engin bir bilinç ve derin bir yürek için her zaman zorunludur. (Sayfa330)
•Bence, gerçekten büyük insanlar, büyük acılar çekmek zorundadır.
(Sayfa330)
•İktidar, ancak eğilip onu almak cesaretini gösterenlere verilir. (Sayfa522)
•O sıralar öğrenmek istediğim bambaşkaydı, bambaşka bir şey yön verdi ellerime; bir an önce öğrenmek istediğim bir şey vardı: Ben de herkes gibi bir bit miydim, yoksa bir insan mı? Önüme çıkan engeli aşabilir miydim, aşamaz mıydım? Eğilip iktidarı yerden almaya cesaret edebilecek miydim, edemeyecek miydim! Titreyen bir yaratık mıydım, yoksa hakları olan biri mi?.. (Sayfa525)
•Bilmem bilir misiniz? Kadınlar sevdikleri zaman aydınlanmışsa dönerler, hem de öylesine ki… (Sayfa591)
•Aşk onları diriltmiş, birinin yüreği, ötekinin yüreği için sonsuz bir hayat kaynağı olmuştu. (Sayfa685)
Sabırlı ve karlı bir okuma olacaktır.
Tavsiye ederim.o Fyodor Dostoyevski
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,3bin okunma