Sevdiğim İkinci Kadınsın Sen, modern şehir insanının kırılgan duygularını gündelik dilin sıcaklığıyla kuran bir aşk ve ayrılık defteri gibi okunur. Ceyhun Yılmaz, büyük metafizik iddialar yerine küçük anların iç titreşimini büyütür; bir bakışın, yarım kalmış bir cümlenin, gecenin geç saatlerinde yazılmış bir notun taşıdığı yükü görünür kılar. Başlıktaki ironik mesafe, kitabın genel tonunu da belirler: sevgi, mutlak bir yücelik değil, eksiklik ve tereddütle yoğrulmuş insani bir hâl olarak dile gelir.
Şairin üslubu yalın ve konuşma diline yakındır; bu sadelik, duygunun doğrudanlığını güçlendirirken şiiri okurla aynı zemine indirir. Kentli yalnızlık, hatırlama ve vazgeçememe temaları kısa, vurucu dizelerle işlenir; abartıdan uzak bir içtenlik, metinlerin temel estetiğini kurar. Kitap, okuru sarsan büyük imgelerden çok tanıdık duyguların berraklığıyla etkiler; böylece şiir, yüksek sesli bir itiraftan ziyade, kalbin kendi kendine fısıldadığı bir kayıt hâline dönüşür.