Sokağın ortasına tezgâh açıp binlerce insanı dinleme cüretini gösteren bu adamdan intikam alırcasına devam ettim; "Dinle öyleyse, al şu sigaraları beni dinle: "Önce şaka gibi geliyor... Yok, rüya gibi... Kapıyı çarpıp çıkıyor ve bütün hayatının yazılı olduğu bir kitabın kapağı hızla suratına kapanıyor. Kitabın arasındaki taze gül yaprağının senin gibi solup kuruyacağını bilemiyorsun önceleri. Kendine yeteceğini sanıyorsun. Ayakların ve ellerin, kulakların ve gözlerin var. Nereye istersen oraya götürür diye inanmışsın ayaklarına ama hayır ama olmuyor. Sahibi değilmişsin onların. Öğrendiğin ilk şey bu oluyor: Giderken ayaklarını da götürmüş! 'Bir çay' diyorsun hemen sonra. Bir çay vücudunun bütün soğuğunu kırıp ısıtacak. Yavaş hareketler ve titreyen ellerinle zor bela demliyorsun. Sol ayağında çorap, sağ ayağın çıplak. Biri yanarken diğeri donuyor evet, böyle oluyor... Oturmuş, çayını yudumluyorsun. Karıştırıyorsun. Aklın karışıyor. Bir girdap var ellerinde, onun gamzelerini hatırlatan. Çay bardağı. Onda kendi kuyunu görüyorsun. Gamzesinin kuyusundasın belki? Bilemiyorsun, defalarca çarpılıyor kapı, sen donuyorsun, o gidiyor. Hayal diyorsun, serap diyorsun, unuturum diyorsun. Tam da burada; evet, unuturum dediğinde; gözlerin varmış, ıslakmış, bozuk muslukmuş, anlıyorsun!
Sayfa 32·Kitabı okudu
·1 alıntı·
38 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.