Puan vermedi·479 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Şubat 2026 15:14 Kün yani Ol, Sezgin Kaymaz’dan okuduğum ikinci kitaptı. Daha önce Uzun Harmanlarda Bir Davetsiz Misafir’i okumuş, dilini ve kendine özgü anlatım tarzını çok sevmiştim.
Yazarın yazım biçimi alışılmışın dışındadır: Başlangıçta dağınık ve karmaşık görünen anlatı, ilerledikçe birbirine bağlanan parçalar hâline gelir. Bu da okuru zorlar ama sonunda her şeyin yerine oturması insana güçlü bir tatmin duygusu verir.
Bu romanda da ilk bölümlerde epey zorlandım; anlatı bana oldukça karmaşık geldi. Ancak yazarı daha önce okuduğum için, bütün bu parçaların bir yerde birleşeceğini biliyor ve bu inançla okumaya devam ediyordum.
Roman, fantastik öğeler taşıyan; yer yer duygusal, yer yer mizahi bir anlatıya sahip. Hikâyede dokuz köpek, Şemsi, Nihat, Hacı Naci Kalaycı, Muhtar, Aşırt, Gülsüm, Ömer Hüdai Ağa, Şerefsiz Şeref gibi çok sayıda karakter bulunur.
Karakterler öylesine canlı ve iyi işlenmiştir ki, bir yandan onlara kızar, bir yandan hüzünlenir, bir yandan da gülümseriz. Yazarın Konya ağzını ustalıkla kullanması, anlatımı daha da sıcak ve gerçek kılar.
Okurken kendimi bazen bir film izliyormuş gibi, bazen de bir tiyatro sahnesinin içindeymiş gibi hissettim; sahneler gözümde canlandı.
Roman, Hacı Naci Kalaycı’nın zaaflarını ve alçaklıklarını; bu zaafların insanı nerelere sürükleyebileceğini gösterirken, Ömer Hüdai Ağa, Menderes Komiser ve Muzaffer Hoca gibi karakterlerle “iyi insanlar da var” dedirtiyor.
En sevimli karakterlerden biri ise Hüdai Ağa’nın köpeği Çeto. Onun saflığı ve sadakati, hikâyenin en dokunaklı yanlarından biri olarak öne çıkıyor.
Romanın sonu beni şaşırttı; Sezgin Kaymaz’a özgü bir finaldi. Üzücü yanları olsa da, dramatize edilmeden bitirilmiş olması beni mutlu etti.
Okuması bana göre zor bir romandı; fakat aynı ölçüde keyif de verdi.
Yeni okurlara önermektense, daha çok “kitap kurtları”na hitap eden bir eser olduğunu düşünüyorum.
Kısacası: Zor ama özgün, yorucu ama çok lezzetli bir okuma deneyimiydi.