Puan vermedi·248 syf.····Okunma: 15 Şubat 2026 20:09 Altı Harfli Bir Tatlı-Şermin Yaşar
Kitabın ilk yayın tarihi Ekim 2025, 248 sayfa.
Romanın kurgusu iki kadın etrafında dönüyor.Meltem 34 yaşında oldukça travmatik bir çocukluk ve boşanma ile sonuçlanmış bir evlilik geçirmiş.Selime teyze ise 70'li yaşlarında eşi vefat etmiş dört çocuklu doğma büyüme Kastamonulu.
Meltemin çocukluğunu okuyunca beni şahsen çok etkiledi.Meltem terk edilmeyle daha bebekken tanışmış.Üstelik sadece annesi değil babası da terk etmiş.Ellerinde olmadığı için değil bile isteye terk etmişler.Çocuklar bazı insanların dümdüz kötü olduklarını bilmezler, onlar için yetişkinler hele ki anne babaları kusursuzdur.Öyle olunca sevilmemelerinin nedeni kendilerinin sevgiye layık olmamasıdır diye düşünürler.Bir çocuğu anne babası “bile” sevmezken kendinin sevmesi mümkün değildir. ancak yetişkin olup iyileşince bu mümkündür. Meltem’in sonradan sevmeye sevilmeye kendini açmasına güzel bir gelişme olmuş.Fakat Fırat çok mucizevi ve gerçek dışı hissettirdi, diyalogları da biraz yapay geldi diyebilirim.Ayrıca ilk eşi Mustafa'dan çocuk yapmak istememesi, bu yaşına kadar travmalarından kurtulamaması ve sürekli geçmişinde takılıp kalması çok da gerçekçi gelmedi bana.
Selime teyze gerçekten toksik bir karakter.Şiir kursunda fotoğraf çekilmesini beğenmez, komşusuna geleni kıskanır onunla geçinemez, huzurevinde kendi halindeki yaşlılara flörtleşiyorlar diye burun kıvırır sadece kendi dünya görüşü, istekleri ve beklentileri var. Hep en doğru o.Bulunduğu ortama uyum sağlamayıp dünyanın kendisi ve doğruları etrafında dönmesini istiyor.Kayınvalidesi ve kayınpederinin istememesine rağmen eşiyle kendi hayatlarını kurmuşken aynı hakkı çocuklarına sunmuyor. istiyor ki onların hayatı Selime teyze ekseninde sürsün.Meral’in hastalığı, Seher’in kilosu, görgüsüz kocası, Yıldız’ın travması, Erkan’ın ezilmişliği Selime teyze için dert değil, iğneleme konuları. bunlara üzülmüyor, bunların kendisine olan etkisinden rahatsız.
Bu roman geçmişin seyredilebilir bir şey olmadiğını fısıldar bize. Bazı hayatlar izlenmez, taşınır. Ve insan kendi hikâyesini okuduğunda okur olmaktan çıkar; tanık olur. Travmalarına tanık olur.
Romanda tatılar bir süs değildir; bir karşı çıkıştır. Normalde "tatlı yiyelim, tatlı konuşalım" denir; burada ise tatlı yenir ama konuşulan şey acıdır. Meltem'in bütün hikâyeleri tatlıların etrafinda döner. Ama bu, hayata tat katmak için değil; hayatta tat kalmadığı içindir.Tatlı burada mutluluğun simgesi değil, eksikliğin yamasıdır. Ne kadar şeker, o kadar yokluk. Yazar şu hissi fisıldar: Hayat acıysa, tatlı da acıtır. Çünkü tatli, mutluluġu değil, olmayan mutluluğun yerini tutar.
Hiç ummadığınız bir zamanda ummadığınız biriyle tanışsanız ve başlasanız birbirinize hayat hikayelerinizi anlatmaya.Bu paylaşımda birbirinizin yaralarını sardığınızı fark etseniz, aslında ne kadar çok ihtiyacınız olduğunu anlarsınız dinlemeye ve anlatmaya.Anlarsınız ki "tesadüf" diye bir şey yoktur, sizin onunla yollarınızın kesişmesi bir tesadüfün çok daha ötesindedir
Harika Türkçe kullanımı, tam yerinde ifadeler, nefis atasözleri, deyimler, hikayeyi ve yazarın kafasındaki soruları, düşünceleri, tartışmaları aktarmak için kusursuz yaratılmış karakterler, tam olması gerektiği gibi okuyucunun zihninde canlanan olaylar, zamanlar, mekanlar ve tabi ki duygular. bunların hepsi var kitapta ama asıl olan bu değil, bir kitabın her satırı mı insanın yüreğine oturur, her cümlesi mi sevdikleri ile daha çok yapması gereken şeyleri hatırlatır, her paragrafı mı uzaklara dalıp gitme hissi uyandırır, her sayfası mı insana kendini sorgulatır, her bölümü mü insanın boğazında yumru olur kalır.Tüm yaşananlar evindeki çocuğuna, yanındaki eşine, az ötedeki büyüklerine sarılma hevesi ile içine doluyor, bunlara sahip olamamanın belki de geç kalmanın, vaktinde farkına varamanın pişmanlığı olup burnunu sızlatıyor.
Bu kitabı sürekli erteledim durdum belki de her şey olması gerektiği zamanda ve olması gerektiği anda oluyor , yani bir yere ne erken ne geç kalıyoruz.Hayatın zamanlaması böyle bir şey sanırım.
Kitap bana o kadar çok dokundu ki , hangi birine değinsem bilmiyorum cidden.Bütün karakterlerin hayatın içinden olması , her birinde kendinden bir şeyler bulup yüzleşmek hiç kolay olmadı benim için.Tekrar tekrar sorgulamalara girdim kendi içimde.
Roman, kaybolan hayatları bir evde çarpıştırıyor ve herkes yaralarını açmaya başlıyor.artık buradan heybenize siz ne koyarsanız o size kalmış.Yaranın yaraya denk gelmesi oldu bu kitap bende.
Alıntılar:
"Dışarıdan bu kadar renkli görünmüyordu ev. Belki diğer evlerin avluları da böyledir.İnsanın içi dışı bir mi ki evler öyle olsun."
"Olmadı, olmamasına şaşırmadım da üzülmedim de ama uyandım.Beni, benimle aynı sınavlardan geçmemiş hiç kimsenin asla anlayamayacağına uyandım."
"Bunun da bir derdi var, belli sorsan "ne derdin var?" diye "yok bir şeyim" der. heee, ben de inandım.Hakikat derdi olan, "yok" der, derdi olmayan dert uydurur zaten."
"İnsan sanıyor ki kıyamet bir kerede kopacak. belki herkesin kıyameti ayrı ayrı kopuyor."
"Sen kukla değilsin, kaderinin hakkını veren, müthiş bir oyuncusun, zaten yapmışsın, bırak "öyle olmuştu, böyle olmuştu" demeyi.Olan biten her şey bizi bugüne hazırlamak içindi, talihsizlikler de öyle ..." dedi.
"Senin gücün bir tek kendi sınavına yeter. kendi yolunda yürümeye yeter.Başkasının yolunda sadece izin verildiği kadar yürüyebilirsin.Hem nereden biliyorsun, müdahalenin doğru olduğunu? Olan olmuş, sen olanı beğenmiyorsun, kendi yorumunla değiştirmek istiyorsun.”