Delta of Venus’i, Türkçe adıyla Venüs Üçgeni ’ni orijinal dilinde okumak benim için bilinçli bir tercihti. Anaïs Nin’in o sansürsüz ve ham sesini gerçekten duymak istedim. Zaten kitabı klasik erotik eserlerden ayıran şey de tam olarak bu: Bir koleksiyonerin “detaylara odaklan, felsefeyi bırak” baskısına rağmen Nin’in kendi şiirsel dokusunu tamamen kaybetmemesi. Bunu okurken hissediyorsunuz.
Kitabın en güçlü yanı, kadın arzusunu merkeze alması. Erkek egemen erotik anlatıların aksine burada haz sadece fiziksel bir eylem değil; psikolojik, estetik ve duygusal bir deneyim. Özellikle İngilizce aslından okuduğumda, Nin’in lirik ama cesur dilini daha net hissettim. Cinselliği bir karakter çözümleme aracı gibi kullanması beni etkiledi. Okurken zaman zaman estetik bir haz ile hafif bir tedirginlik arasında gidip geldiğim oldu.
Olumsuz tarafı ise belirgin bir olay örgüsünün olmaması. Bağımsız öykülerden oluştuğu için bütünlüklü bir roman akışı bekleyenler hayal kırıklığı yaşayabilir. Ayrıca 1940’ların atmosferi bazı ilişkileri ve temaları bugünün değerleriyle çelişkili gösterebiliyor. Bazı bölümlerde, sipariş üzerine yazıldığı hissi daha belirgin; sanki Nin’in o derinlikli sesi bir anlığına geri çekiliyor ve anlatım daha mekanikleşiyor. Bu kısımlar beni biraz metinden uzaklaştırdı.
Yine de tüm bunlara rağmen, Venüs Üçgeni benim için sadece erotik bir metin değil, bir keşif deneyimiydi. Ticari bir amaçla yazılmış olsa da, orijinal dilindeki o buğulu ve cesur atmosfer sayesinde edebi değerini koruyor. Rahatsız edici yerleri olsa da, Nin’in anlatımındaki incelik kitabı unutulmaz kılıyor.
Delta of VenusAnais Nin · Black Dog & Leventhal Publishers · 2006262 okunma