·392 syf.··Beğendi
···Okunma: 16 Şubat 2026 11:58 “Bir tanrıyı devirmek istiyorsan, önce kendi canından vazgeçmeyi göze almalısın.”
Merhabalar canlarım
Ben geldim ve bugün sizlere okurken her sayfasında “Biraz daha, biraz daha…” dedirten, bittiğinde ise ikinci kitabı nasıl bekleyeceğimi kara kara düşündüğüm
Molly X. Chang’in Zalim Tanrılara Meydan Okumak kitabı ile geldim
Bu hikâye bizi, Pangu adlı büyüyle ayakta kalmaya çalışan bir diyara götürüyor.
Pangu, Romalılar tarafından işgal edilmiş durumda. Romalılar, bilimin, ağır silahların ve teknolojinin gücüyle bu toprakları sömürürken; Pangu halkı ise açlık, sefalet, kan ve savaşın içinde yaşam mücadelesi veriyor
(Daha ilk sayfalarda içim sıkıştı, bu adaletsizlik insanın canını yakıyor.)
Pangu halkının elinde tek bir silah var: büyü.
Ama bu büyüler içinde en korkulan ve en güçlü olanı ölüm gücü. Ve bu güç, genç bir kızın ellerinde…
Ruying
Ruying, her büyü kullandığında kendi ömründen de kaybeden bir kız.
Yani attığı her adım, onu biraz daha ölüme yaklaştırıyor.
(Bu fedakârlığı okurken boğazım düğümlendi.)
Kız kardeşi için afyon bulmaya gittiği bir yolculukta, bir Romalının bir dilenci çocuğa verdiği altını ve geride bıraktığı keseyi fark ediyor.
Kimseye fark ettirmeden alıp kaçmaya çalışırken yakalanıyor…
Ve işte tam o anda hiç yapmaması gereken bir şeyi yapıyor:
Büyüsünü kullanıyor.
Bu olay, onu yalnızca yakalatmakla kalmıyor; aynı zamanda Romalı bir prensin dikkatini çekiyor.
Prens, Ruying’in gücünü gördüğü anda onun üzerine büyük bir plan kuruyor.
Kız yakalanıp Roma’ya getirildiğinde, bu prens ona bir anlaşma teklif ediyor…
Ve asıl hikâye tam da burada başlıyor
(Kalbim “Şimdi neler olacak?” diye hızla atmaya başladı.)
Açıkçası ben bu kitaba bayıldım.
Yazarın kalemi resmen aktı gitti; sayfalar arasında kayboldum.
Ruying, benim için fedakârlığın vücut bulmuş hâli.
Ailesi için, ülkesi için, düşmanlarının ortasında bile dimdik durmaya çalışıyor.
Kız kardeşi için yaptıkları bir abladan çok, bir anne ya da baba gibi…
(“Bu kadarını ben yapabilir miydim?” diye sordum kendime.)
Ama kız kardeşi Meiya’nın Ruying’e karşı tavırları…
İşte orada sinirlerim gerildi
Bu kadar emeği, fedakârlığı görmezden gelmesi beni gerçekten üzdü.
Antony ise baştan beri bir şeyler sakladığını düşündüğüm bir karakterdi.
Finalde öğrendiklerimiz beni çok şaşırtmasa da, “Bu kadarını da beklemiyordum!” dediğim anlar oldu
İkili arasındaki etkileşim çok güçlüydü, akışı hiç düşmedi.
Ama asıl merak ettiğim şey:
Her şey ortaya çıktıktan sonra ne olacak?
Ruying neler yapacak?
Bu iki âşığın sonu ne olacak?
Antony’nin abisinin bu karmaşadaki yeri ne?
Ve en önemlisi… Meiya, ablasının onun için verdiği mücadeleyi öğrendiğinde nasıl bir değişim yaşayacak?
(İkinci kitap için gün sayıyorum resmen! )
Fantastik, suikast, gizem ve savaş temalarını seviyorsanız;
kalbinizi sızlatacak ama aynı zamanda umut verecek bir hikâye arıyorsanız…
Bu kitap tam sizlik.
Gönül rahatlığıyla “Alın, okuyun.” diyorum