·746 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Ocak 2026 12:42 Hayal Kırıklığı
Kitabın içindeki olaylar tahmin edilebilir ve yazar elinin hissedildiği biçimde ilerliyordu.Farklı ve dark bir roman olacağını düşünmüştüm ama beklentilerimi boşa çıkardı.
Dark olduğu bazı kısımlar yapay, zorlama ve sanki atmosfere daha çok önem verilmiş gibiydi.
Yazım dilinde, sınırlı kelime ve betimleme tekrarları vardı.
Örneğin Leon’un sürekli aslan olduğuna dair tekrarlar.
Bazı diyaloglar yapay ve sırf alıntılanmak istendiği için yazılmış gibiydi.
Karakterlerin potansiyeli kullanılmak yerine harcanabiliyor.Astrid, saraya yakınlığı bulunan ve daha önemli roller için yazılma potansiyeline rağmen Leon’un travmatik aile deneyimine kurban gitmişti.
Astrid ve Leon arasındaki ilişkiyi okumak çoğu bölümü okumaktan daha keyifliydi.O bölümleri beğeniyorum.
Travmatik bir anıdan geçmiş bir karakterin psikolojisi için alkolik, huysuz ve öfkeli olması bence derinlik açısından yeterli değildi.
Karakterlerin, duygusal ve doğal anları atlanabiliyordu.
Kutsal Kase arayışına çıkan grup sanki ölecekleri çok belliymiş gibi derinliği bulunmayan araçlar gibi yazılmıştı (ve sonunda ölmülerdi şaşırtıcı ve üzücü değil mi?).Karakterlere bağlanmadım ve bir çizgide itiliyormuş gibi hissettim.
Chloe karakteri geçmişte daha iyiymiş, kutsal kase zamanında daha saf ve sinir bozucu bir karakter olduğunu düşünüyorum.
Kötü karakterler klasik ve yüzeyseldi.Kötüydüler ama özellikle dikkat çekici değillerdi.
Yine de canavar doğallarının güzellenmemesi yönü hoştu.
Seçilen yazım yöntemi, kurgunun Dünya inşasının anlatımını basite indirgemişti.Çoğu detaylar Tarihçi tarafından durdurulup çocuğa anlatırmış gibi anlat diyerek bölünüyordu.
Dünya inşası detaylıydı ancak info dumping yer yer bulunuyordu.Fazladan açıklama ve anlatım vardı.Bazı durumların okuyucuya boşluk bırakması ve onun doldurmasına olanak tanımasını isterdim.
Bu teknikteki geçişler karmaşık ve plansız yapılmış gibiydi.Anlatım tekniği daha önce bahsettiğim karakter derinliklerini anlatmak için taraflı ve yüzeysel kalıyordu.
Tarihçi’ye anlatırken ilerisi için spoilerlar alıyorduk ve belirsizlik kayboluyordu.Bu böyleymiş zaten diyebiliyorduk.Karakterin efsane olacağı yolculuğu yazım dili tarafından vurgulanmış ve açık edilmişti.Zaten kazanıp ödüllendirileceğini tahmin edilebilir olabiliyordu.
Çift yapılı zamanlarda okurken kopukluk ve sınırlılık hissiyatını aldım.Bence bu tür bir kurgu için bu anlatım tekniği pek doğru bir tercih olmamış.Keşke üçüncü kişi anlatımından daha farklı bir biçimde okuyabilseydik.
Bu kitap 700 sayfa olabilecek kadar olay taşımıyordu bence.Olaylar fazla yayılmıştı yine seçilen yazım tekniğinden dolayı ana karakterin hikayesini baştan sona okumak zorundaydık.
Dini eleştiri konusunda Gabriel’in Tanrı’yı reddetmesi bazen küfürlerden ibaret ve duygusal bir yönde kalabiliyordu.Özellikle farklı bir bakış açısı yoktu Tanrı’ya inanmayan insanların varabileceği basit mantık ve düşünceler vardı.
Sonuna doğru Gabriel ve Dior daha iyi bir yoldaşlık samimiyeti kazanmıştı.Sonunda daha doğal ve daha çok iletişim kurarken karakter gelişimlerini görebiliyorduk.
İnsnçları değişiyor ve birbirlerine daha çok güvenen bir ikili oluyordular.
Onları okumak daha akıcı bir hal almıştı.
Gümüş Azizler dikkat çekici ve farklıydı.Kullandıkları ekipmanlar ve kanı tüketme biçimleri de ilginçti.
Dövüş sahneleri dinamik, merak ettiren ve daha hızlı akan türdendi.Kristoff, zaten dövüş ve savaş sahnelerinin yazımında daha öncede iyiydi.
Son bölümler daha farklı vampirleri ve büyülerin kapısını aralamıştı.O bölümlerdeki fanatiklik ve ihanet etkileyiciydi.
Yorumum bu kadardı bence okumasanız da Fantastik kitaplardan çok farklı bir şey kaybetmezsiniz.Benim için ortalama kaldı ne çok kötüydü ne de çok iyidi.
Beklentilerinizi benim gibi fazla yüksek tutmayın eğer okumayı düşünüyorsanız bile.