YAĞMURLAR YAĞIYORDU
Yağmurlar yağıyordu / uzun geniş yağmurlar
Sayısız yağmurlar botunca
Upanishad’lar boyunca…
Rock and roll’cu bir martı ıçtu
Camın ortasından bir atlıkarınca
Ve bir martı yalandı durdu pencerem boyunca…
Deniz uzadı / uzadı geçti önümden
Beyaz dalgalar boyunca
Ve vapurlar önünde o dalgalar birbirini kovaladı
Kristal haftalar boyunca…
Kadın öldü müydü/ ne olmuştu
Annen mi ölmüştü yoksa
Böyle garip bir zaman aralığında?
Boylu boyunca annem ya da ben
Uzanıyorduk işte yeni bir Mesih’in gölgesinde
Hangimiz Elektra, Leto ya da Meryem’di ANNE?...
İSİS DÜĞÜMÜ
Ulus Fatih gider idi öncüllere
Aaah uuuh bir yok-nesnenin eşliğinde
Ulus Fatih gider idi öncüllere
Bilir mi –majör temanın eşliğinde
GÜNEŞ TANRI oradan uğuldardı
Bütün kalın sesli şeytanlara
YOK İŞTE YARATTIĞINIZ HİÇBİR NESNE
NE DE ŞİİRSEL BİR SÖZ
Bir bağın peşindeydi Ulus Fatih
Bunun için gitti en çok inandığı,
En doğru bulduğu DÜĞÜMLERE
İşte İSİS DÜĞÜMÜ
ÖLÜMSÜZLÜK elindeydi artık
ELEUSİS’in vadisinde bolça açan
Zeytinlikler vardı…
Mutluların İbrahim’in ağacı
ZEYTİİNLİKTİ yine senin köşesinde
Saklandığın ararken YİTİK CENNETİ…
EY ULUS FATİHİ BUL ARTIK O
YİTİRİLMİŞ CENNETİ… (Müldür, 2017, s. 530)
MİTOLOJİ OLARAK İSİS: Toprağa bet-bereket bağışlayan bir Mısır tanrıçası. Hellenismus Devri’nde (Hellenestik Dönemde) kültü, Yunanistan’a da yayıldı, hele İmparatorluk Devri’nde Roma’da çok saygı gördü. Mısırlılar bu tanrıçayı inek başla ve boynuzları arasında bir ay yuvarlığıyla tasvir ederlerdi. Yunanlar ve Romalılar, onu hepten insan biçimine soktular. (Necatigil, 2022, s. 67)
İSİS: Aslında bir Mısır tanrıçası olan İsis, İsa’dan sonraki yüzyıllarda Yunan- Roma dünyasına girmiş ve kişiliğinde birçok dişi tanrıları toplayarak bir süre tek tanrıça olarak tapım görmüştür. Mısır efsanesine göre İsis kral tanrı Osiris’in kız kardeşi ve karısı, güneş tanrı Horus’un anasıdır. Karanlıklar tanrısı Set (Yun. Typhon) Osiris’i öldürünce İsis Kocasını aramaya çıkar, bulur ve oğlunu öncü aldırtır (Osiris). Bu efsane ile Yunan mythos’unda mevsimleri simgeleyen Adonis-Attis, ya da Demeter-Kore afsaneleri arasında benzerlik olduğu gibi, başında ay taşıyan bir nek biçiminde imgelenen İsis’le İo arasında da bir ilişki kurulmuş, böylece zamanla İsis Yunan–Roma pantheoun’unda çok önemli bir yer almıştır.Yunanistan’ın İskender’den sonra, Roma’nın da Augustus zamanında Mısır’a açılması , puta taparlığın son demlerinde tek tanrıya ve özellikle tek bir ana ve bereket tanrıçasına mistik bir eğilimin baş göstermesiyle İsis, tıpkı Ana tanrıça tipini simgeleyen Artemis-Hekete ya da Kybele gibi, toprak toprak ürünleri, deniz ve yer altı ülkesine egemen olup yaşamla ölümü elinde tutan, ayrıca büyü yoluyla doğa güçlerini yöneten bir tanrıça oluvermiştir. İsis’e özellikle Anadolu’da tapınıldığı Efes ve Bergama’da adını taşıyan tapınakların kalıntılarından da anlaşılmaktadır. (Erhat, 2023, s. 162)
TANRININ LOGOSU
Her an her yerde İsa için bir kristoloji düşünüyordum
Tanrı her yerde birdi anacak İsa kendini ayrıca
Üçlü bir Zat olarak kurumsallaştırılmış buluyordu
Baba-Oğul-Ruhulkuds…………………………..
İsa bu kutsal Üçlü’nün ikincisi
Ve buradaki Tanrı’nın Logosu’dur…
Mahler ve diğer bestecilerin kutsal 2. Movement’ları gibi…
Ve Lautremont’un şarkısı tırmanarakbir kutuptan yukarı-
‘O rigorous mathemetics…
Arithemic! Algebra! Geometry! İmposing trinity!
Luminous triangle!’
Başka bir şarkı daha var:
O schizophrenic mathematics,
Uncontrollable and mad desiring-machines…’
“Şizo-akıntılar-kodlanmadan kaçan güçler
Kodları çalkalayın
Ve her yönde kaçan güçler:
Yetimler (anne-baba yok-ben)
Ateistler (inançlar yok)
Ve göçebeler (alışkanlık yok ve yok-alan)”
Çünkü hastayız, o kadar hastayız ki, kendimizden! (Müldür, 2017, s. 533)
İsa mitosu ve Tanrı’nın logosu olarak verilmiştir.
HARUN KARUN
Harun Atak’a
Sen kanonik İncillerden birindeydin sanıyordun
Oysa gizli kalmış bir apokrif İncildin
Onca kadın ağlarken peşin sıra
Ve bir buzağının ardından sürüklenirken
Onca güzelim şiir
Sen kanonik İncillerden biriydin sanıyordun
Oysa gizli kalmış bir apokriftin
Harun Harun!
‘Kim ki Dünya’yı tanımış oldu
Ancak bir kadavra bulmuş oldu,
Ve bir at-avrat bulmuş olan da
Dünya’dan üstündür…’
‘Alem benim.
Alem benden çıktı ve Alem
Gene bana dönecektir.
Odunu yar!
Ben oradayım.
Taşı kaldır!
Beni orada bulacaksın…’
Hay Olan’a bakınız!... (Müldür, 2017, s. 534)
Mistik ögeler ; Harun ile Karun Kur’an’da Kārûn adıyla kıssası nakledilen bu kişi Tevrat’ta Korah diye anılmakta ve çöl hayatında Mûsâ’nın otoritesine karşı başlatılan isyan hadisesinde başrolü oynamaktadır. Tevrat’ta Hz. Ya‘kūb’un oğlu Levi’nin oğlu Kohat’ın oğlu Yitshar’ın (İzhar) oğlu olarak gösterilen Korah (Karun) (Çıkış, 6/16, 18, 21; Sayılar, 16/1), Mûsâ ve Hârûn’a karşı çıkarılan bir isyan hareketiyle gündeme gelmektedir. Bu hareketle Kārûn, Hz. Mûsâ ve Hârûn’un dinî otoritesini yıkmayı hedeflerken aynı harekete katılan Ruben kabilesinden Datan ve Abiram da Mûsâ’nın siyasî liderliğine son vermeyi amaçlıyordu.
Olayın bugünkü Tevrat’ta yer alan şekline göre Kārûn, Rubenoğulları’ndan Datan ve Abiram’ı, ayrıca farklı kabilelere mensup insanları ve cemaatin 250 beyini toplayarak Mûsâ ve Hârûn’a karşı bir isyan başlatmış, bunlar Tanrı’ya âsi olmuşlardır (Sayılar, 16/1-3). Âsilerin başındaki Kārûn, “Yeter artık, çünkü bütün cemaat, onlardan her biri mukaddestir ve Rab onların arasındadır ve niçin Rabb’in cumhuru üzerine kendinizi yükseltiyorsunuz?” diyerek Mûsâ ve Hârûn’a karşı çıkmıştır. Bu durumda Mûsâ secdeye kapanarak dua etmiş ve kararı Tanrı’nın vereceğini bildirmiş, Rab ise isyan edenleri helâk edeceğini haber vermiştir. Ancak Mûsâ ve Hârûn, Tanrı’ya yalvararak O’ndan hepsini helâk etmemesini istemişlerdir. Bunun üzerine Korah, Datan ve Abiram’a ait çadırların etrafının boşaltılması istenmiş, daha sonra altlarındaki yer yarılarak bu kişilerle onların ev halkını, Korah’ın bütün adamlarını ve bütün mallarını yutmuş; Korah’ın yanında yer alan ve buhur yakan 250 kişi de Rabb’in katından çıkan bir ateşle bitirilmiştir (Sayılar, 16/4-35). Kārûn’un isyanı İsrâiloğulları’nın çöl hayatındaki en önemli olaylardan biridir. Hem bir kitle hareketi olması hem de Tanrı’nın tesis ettiği dinî ve içtimaî düzeni hedef alması hadisenin önemini göstermektedir.
Lale Müldür kitabında dini kavramlar ve şahıslar kullanmış bunları postmodern şeklinde aktarmıştır.