Vüs’at O. Bener’in Dost adlı öykü kitabını bitirdiğimde, karşıma çıkan şey klasik anlamda bir “toplumsal gerçekçilik” olmadı. Bu kitapta toplumsal gerçek, büyük olaylar ya da dış çatışmalar üzerinden değil; insanın iç dünyasında yaşadığı huzursuzluklar üzerinden kuruluyor.
Dost’taki öyküler, gündelik ve doğal olaylardan oluşan bir demet gibi ilerliyor. Hem geçmişte hem bugün yaşanabilecek sahneler var. Ancak bu sıradanlığın içinde güçlü bir ortaklık hissi oluşuyor: karakterlerin neredeyse tamamı, bulundukları ortamlarda huzursuz ve kendi iç dünyalarıyla sürekli bir kavga hâlinde. Bu öykülerde asıl hareket, dışarıda değil; iç monologlarda yaşanıyor.
Bener’in karakterleri sürekli bir sorgulama içinde. Ama bu sorgulama, insanı arındıran bir sorgulama değil. Daha çok kendini savunmaya, haklı çıkarmaya çalışan bir iç konuşma. İnsanlar başkalarını değerlendirirken, yargılarken ya da dinlerken bile çoğu zaman kendi çıkarlarını merkeze alıyorlar. Bu yönüyle öyküler, insanın iç dünyasının ne kadar bencil, hesaplı ve savunmacı olabildiğini açıkça gösteriyor. Ki yazarın tüm karaketeleri kaba, zalim, aşık, kurnaz v.b. nitelikte bireyler.
Bu kitapta yalnızlık, toplumdan kopuşla değil; tam tersine, toplumun içinde kalarak yaşanan bir yalnızlık olarak karşımıza çıkıyor. Karakterler kalabalıkların içindeler ama ait değiller. Aynı ortamı paylaşmak zorunda oldukları, aynı bakış açısına sahip olmadıkları insanlarla birlikte yaşamak onları daha da köksüz hissettiriyor. Dışarıdan bakıldığında uyumlu gibi görünen bu insanlar, içten içe sürekli bir sıkıntı hâliyle mücadele ediyorlar.
Öykülerin başlıkları da bu dünyanın önemli bir parçası. Başlıklar öylesine seçilmiş değil; her biri, anlatılan hikâyenin ruhuna doğrudan temas ediyor. Kimi zaman bir duyguya, kimi zaman bir nesneye ya da bir ana işaret eden bu başlıklar, okuru metnin içine sessizce hazırlıyor. Hikâyelerle kurdukları bağ, kitabın bütünlüğünü daha da güçlendiriyor.
Bu öykülerdeki insanlar, hiçbir zaman tam anlamıyla ait oldukları bir yerde değiller. Bu yüzden hayattan, toplumdan, hatta kendilerinden bile sıkılıyorlar. Görünürde “normal” bir hayat sürerken, iç dünyalarında yalnızlıklarıyla baş başa kalıyorlar.
Bu kitabı bitirdiğimde geriye kalan şey, çözülmüş hikâyeler değil; insanın iç sıkıntısının bireysel değil, toplumsal bir gerçek olduğu düşüncesi oldu.
Öykülerin ana temaları;
Dost -aldatma,
Istakozun - kötülük,
Kömür, kuşku, sıkıntı
Korku- korku
Kibrit - insan portreleri
Sarhoşlar -içki masası ve kasabın ileri gelenlerin hakimiyet kurma çabası
Havva - ötekileştirme
Akraba -çıkar
Boş Yücelik - yoksunluk
Yazgı - eşitsizlik
Suçüstü - yüzleşme üzerine.
“Havva” üzerine en çok düşündüğüm öykülerden biri oldu; yazıp yazıp sildiğim ama yine de yazmak istediğim bir metin bu. Havva ana kahraman olsada anlatıcı farklıdır bu öyküde. Biz Havva’yı, evin küçük kızın gözünden ve o evin içindekilerin bakış açısından okuruz.
Öyküde Havva’nın evin küçük kızı tarafından ötekileştirilmesine tanık oluruz. Oysa Havva olduğu gibidir: yapmacıksız, çıkarsız, hesapsız. Nerede olursa olsun kendisi gibi davranmayı seçen, doğallıktan vazgeçmeyen bir karakterdir. Belki de bir “çocuk” saflığı vardır onda. Ancak bulunduğu ortam buna uygun değildir. O evde herkes planlı, programlı, çıkar ilişkileri içinde ve her adımını hesaplayarak hareket eder. Bu yüzden Havva onların gözünde farklıdır.
Havva ötekidir. Akıl sağlığı yerinde değilmiş gibi görülür. Yaptığı hiçbir şey “normal” kabul edilmez. Çünkü burada doğallık bile ötekileştirilir. Sosyal statü belirleyicidir. Köyden, taşradan gelmiş olması onu otomatik olarak alt konuma yerleştirir. Bu yüzden küçümsenir, aşağılanır.
Ayrıca sevginin ne demek olduğunu bilmeyen bir evde, yine sevginin ne olduğunu bilmeyen bir çocuğun gözünden değerlendirilir Havva. Bu yüzden yalnızca dışlanmaz; aynı zamanda kıskanılır da. Çünkü o, kendisi gibi olamayan insanların arasında kendisi kalabilmiş bir karakterdir.
Son nefesinde baklava istemesi bile normal karşılanmaz. “Neden baklava istedi?” sorusu akla gelir. Ben de bunu düşündüm. Ama bunun özel, sembolik bir anlamı olmak zorunda olmadığını idrak ettim. Havva, olduğu gibi yaşayan, aklına geleni yapan bir karakterdi. O an canı baklava istemiş olabilir. Ve bu çok normaldi ona göre.
Çünkü Havva budur. Kendine özgü, başlı başına bir karakterdir. Kendi gibi kalmanın bedelini ödeyen ama yine de kendinden vazgeçmeyen biri.
Bursa Dostlar Kitap Kulübü 'nün 2025-2026 sezonunun 6.kitabıydı. Ve keyifle okuduk ve yorumladık.