Oblomov, Ivan Goncharov’un yazdığı ve insanın içine dokunan o nadir kitaplardan biri. İlk başta “sürekli yatan, hiçbir şey yapmayan bir adamın hikâyesi mi olur?” diyorsun ama sayfalar ilerledikçe işin aslının tembellikten çok daha derin olduğunu fark ediyorsun. Aslında Oblomov’un derdi hayattan kaçmak, risk almamak ve hep güvenli alanda kalmak. Bir noktadan sonra okuyunca insan kendi hayatını düşünmeden edemiyor
Hepimizin ertelediği şeyler var ya… Yapmak isteyip de “yarın başlarım” dediğimiz planlar, hayaller… İşte Oblomov tam olarak bunun vücut bulmuş hâli gibi. O yüzden okurken kızıyorsun, üzülüyorsun ama bir yandan da “ben de bazen böyleyim” diyorsun. Psikolojik olarak insana kendini sorgulatan bir tarafı var. Küçük küçük farkındalıklar bırakıyor
Bir de aşk kısmı var ki, orası ayrı bir dokunuyor. Olga ile olan ilişkisi aslında onun değişebileceğini gösteriyor. Birini sevince hayata tutunacak gibi oluyor, umutlanıyorsun hatta. Ama içindeki o alıştığı rahatlık hissi, korkular ve kararsızlık yine ağır basıyor. Aşk bile bazen insanı değiştirmeye yetmeyebiliyor… Bu da hikâyeyi daha gerçek ve hüzünlü yapıyor
Kısacası bu kitap sadece bir adamın tembelliğini anlatmıyor. İnsan neden harekete geçemez, neden bazı şeyleri sürekli erteler, neden bazen mutlu olma şansını bile kaçırır… Hepsine dokunan bir tarafı var. Okuyan herkes mutlaka kendinden küçük bir parça bulur diye düşünüyorum