Puan vermedi·405 syf.····Okunma: 16 Şubat 2026 22:16 SPOILER !!!
Uğultulu Tepeler, benim için aşk romanı olmaktan çok, hırsın ve intikam duygusunun insanı nasıl tükettiğini anlatan yorucu bir hikâyeydi. Heathcliff karakteri, neredeyse tamamen intikam hırsından ibaret. Hayatında ne sevgiye ne aşka gerçek anlamda yer var; her şey, küçüklüğünden beri hor görülmüş olmasının öcünü almaya dayanıyor. Evet, yaşadıkları onu bu noktaya getirmiş olabilir ama bu, yaptığı kötülükleri haklı çıkarmıyor.
Heathcliff, kendisine yapılanları affetmek yerine aynı kötülüğü başkalarına aktarıyor. Kendi çocuğunu bile sevgiyle değil, hırsla büyütüyor. Catherine’in kızıyla oğlunu evlendirmek istemesi bir “birliktelik” arzusundan değil, mirası ele geçirme isteğinden kaynaklanıyor. Bu noktada kötülüğün sadece Heathcliff’te kalmadığını, onun yetiştirdiği çocuğa da geçtiğini görüyoruz.
Catherine karakterleri de bu hırs döngüsünün bir parçası. Heathcliff’in âşık olduğu Catherine, onu sevdiğini söylemesine rağmen Edgar’la evleniyor; çünkü statü, para ve rahat bir hayat istiyor. Evliyken bile Heathcliff’i düşünmesi, eşine karşı onu savunması ilişkilerin ne kadar sağlıksız ve bencilce kurulduğunu gösteriyor. Kitaptaki ikinci Catherine de benzer şekilde egolu, alaycı ve çıkarcı bir tavır sergiliyor; özellikle Hareton’a karşı sergilediği küçümseyici tutum çok rahatsız edici.
Heathcliff’in Catherine’in mezarını açtırması ise aşk değil, takıntı ve hırsın ulaştığı uç nokta gibi. Onu kaybetmiş olmayı bile bir suçlama aracına dönüştürüyor. Yanındayken de mutlu değil, uzaktayken de. Hayatındaki bu bitmeyen öfke, onu sonunda tamamen tüketiyor. Belki gerçekten Catherine’i görmeye başlaması, halüsinasyonlar yaşaması bu tükenişin bir sonucu. Ölümü bile huzurlu bir son gibi gelmiyor.
Bu hikâyede bana en çok Edgar’a yazık geldi. Sessiz, daha masum bir karakter olmasına rağmen herkesin hırsı arasında eziliyor. Bir de Mrs. Dean var; tüm bu karmaşanın içinde her şeye koşan, herkesin yükünü taşıyan ama karşılığında hiçbir şey kazanmayan kişi.
Genel olarak bu romanda ne iyiler kazanıyor ne de kötüler. Herkes kendi çıkarı için hareket ediyor ve sonunda herkes bir şekilde yalnız kalıyor. Okurken çok yoruldum; yer yer sinirlendim, yer yer sıkıldım. Tavsiye eder miyim? Beş üzerinden belki üç. “Muhteşem bir kitap” demem ama gerçekten bu kadar kötü bir karakter nasıl yazılabilir diye görmek isteyenlere öneririm