Puan vermedi·368 syf.····Okunma: 16 Şubat 2026 23:47 ismi zaten zihinlerde bir sürü çağrışım yaptırıyor ve yazar da bu eserinde körlük kavramına ironik anlamlar yükleyip okuyucunun zihninde şimşek çaktırmaya çalışmış.
birdenbire kör olan insanlar var. bu insanların bir adı yok. zaten isimlerinin olmasının bir anlamı da yok. meslekleri, fiziksel özellikleri, yaşları, cinsiyetleri üzerinden devam ediyor konu. fakat kör olmayan bir tek kişi var o da bir kadın, kör olan göz doktorunun karısı. körleri iyileştiremeyen bir göz doktoru. ironiye gel hahaha. körün ilacı olsa kendi gözüne sürer nitekim doktor da süremiyor. bu körlük bildiğimiz körlükten farklı olarak simsiyah bir perde değil, bembeyaz bir perde iniyor. gözleri gören kadın sanki yuvayı dişi kuşun yapması gibi zamanla karantinada kendi ailesi gibi olduğu diğer birkaç körü toplayıp çekirdek ailesine merhamet kanatlarıyla kol kanat geriyor. belki de gözleri görmesinin sebebi bu: merhamet.
ayrıca zor koşullarda insanların ne kadar canileşebileceğini, ahlaki değerlerin nasıl da yemek yemek gibi hayvani bir ihtiyacın karşısında tuzla buz olabileceğini görüyoruz bu kitapta.
dikkatimi çeken bir diğer imge de kitapta bir kiliseye uğradıklarında bütün ikonaların, bütün kutsal resimlerin gözlerinin bağlı veya boyanmış olmasıydı. insanlar “gören bir göz” yokluğunda hırsızlık, yalan, tecavüz, öldürme gibi büyük günahların kolaylıkla işleyebiliyor.
özetle, ismet özel’e atıfla “insanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır” cümlesini “insanlar hangi dünyaya gözünü dört açmışsa öbürüne kör” diyerek tamamlıyorum.