Kitabın hoş, melankolik bir hava taşımasını sevdim. Her ne kadar karakterleri sevmesem de onları gayet iyi anladım. Ve elbette kitabı farklı kılan en önemli unsur; sağda Derya’nın, solda Ekmel’in günlüğünü okuyor olmamızdı. Ve buna bayıldım.
Derya çok küçük yaşta annesini kaybetmiş. Babası berbat, babaannesi sevgisiz; onu da kaybediyor. Sahip olduğu tek kişi abisi. Derya abisine âşık ve onu kimseyle paylaşmak istemiyor. Bu durum her ne kadar garip ve rahatsız edici olsa da Derya’yı anlamamak mümkün değil.
Suzan, abisinin sevgilileri arasında Derya’nın en sevdiği kişi. Çünkü Suzan, Derya’nın da dahil olduğu üç kişilik bir aşkı kabullenmiş. Ancak ne Suzan ne de Suzan’ın abisi sevgiyle tanışmış insanlar oldukları için, Suzan’ın büyük aşkını kaldıramamışlar. Olan Suzan’a olmuş. Sahi Suzan’a ne olmuş? Roman boyunca en merak ettiğim soru bu oldu.
Ekmel ise ailesindeki kötü ilişkilerin seyircisi olmuş. Hayatını melankoliye adamış. Babası gibi davranmış ömür boyu. Gerçekten sevilmek istemiş ama kendisine göre hiç sevilmemiş. Oysa böyle bir adamın istediği aşkı bulma ihtimali zaten yok gibi. Defterden anladığım kadarıyla, basit cümlelere çekinmeden yalan katarak acı ve keder ile romantize etmeyi seviyor. Bu karakterin en rahatsız edici yanı ise ihanet ve aldatmayı süslü cümlelerle masummuş gibi göstermeye çalışması.
Şüphesiz kitabın en sevdiğim yanı; Derya’nın bir şey, Ekmel’in ise bambaşka bir şey söylemesi. Yer yer kimin gerçeği anlattığını bilememek romana farklı bir atmosfer katmış.
Derya’nın kendini Ekmel’e Suzan olarak tanıtması… Bunun sebebi Suzan olmak istemesi mi, yoksa bu yolla hatalarını kabul edip Suzan’dan özür dileme çabası mı?
İki karakter de yalnız olmak istiyor ve bu yalnızlıktan kurtulmak için iki yabancı olarak hikâyelerini süsleyip değiştirerek birbirlerine anlatıyorlar.
Akıcılığı ve edebî diliyle kitabı oldukça sevdim. Karakterlerle tanışmak hoşuma gitti. Eleştirmek yerine anlamayı seçince o hüzünlü havayı hissettim. O sohbetin gerekliliğine inandım. Hayattan vazgeçişlerini anladım. Ne de olsa her birimiz, ufacık bir olayda bile yatağa yığılmıyor muyuz?