Otomatik Portakal, okuru rahat ettirmek için yazılmış bir kitap değil. Daha ilk sayfalardan itibaren rahatsız eder, dışlar, hatta zaman zaman ittirir. Uydurma diliyle okuru bilinçli olarak yabancılaştırır; şiddeti ne dramatize eder ne de ahlâkla süsler. Asıl mesele kötülük değil, seçimdir. İyi olmak mı değerlidir, yoksa iyi olmaya zorlanmamak mı? Kitap bu sorunun cevabını vermez; okuru onunla baş başa bırakır. Bitirdiğinizde “beğendim” demezsiniz. Sadece şunu düşünürsünüz: Ben bu kitaptan önce ve sonra aynı kişi miyim?
Konusu:
Alex şiddet dolu bir gençtir. Suç işler, zarar verir, umursamaz. Devlet onu “iyileştirmek” ister. Roman ilerledikçe soru değişir: Alex kötü müdür, yoksa kötü olma hakkı mı vardır? Burgess, şiddeti savunmaz; ama zorla iyilik dayatılan bir dünyanın neye dönüştüğünü gösterir. Otomatik Portakal, özgür irade olmadan ahlâkın mümkün olup olmadığını sert bir şekilde sorar.
— Anthony Burgess