·704 syf.··Beğendi
···Okunma: 17 Şubat 2026 13:29 Bu romanı okurken ben sadece bir suçlunun hikâyesini okumadım. Ben bir insanın zihninin parçalanışını okudum. Daha ilk sayfalardan itibaren Raskolnikov’un içindeki o karanlık düşüncenin büyüdüğünü hissettim. Suçu işlediği anı bile beni en çok sarsan yer değildi; asıl sarsıcı olan, cinayetten sonraki vicdan çöküşüydü.
Ben Raskolnikov’a kızdım. Kendini “üstün insan” görmesine, insan hayatını bir teoriye indirgemesine öfkelendim. Ama sonra onun ateşler içinde kıvranışını, uykusuz gecelerini, korkusunu okudukça içimde tuhaf bir merhamet de oluştu. Dostoyevski bana şunu hissettirdi: İnsan bazen kötülüğü bilinçle yapar ama vicdanından kaçamaz.
Sonya karakteri beni en çok etkileyen oldu. Onun sessiz gücü, inancı ve sabrı Raskolnikov’un karanlığına karşı bir ışık gibiydi. Ben roman boyunca şunu düşündüm: Suç, sadece işlenen o eylem değildi , asıl suç insanın kendini Tanrı yerine koyma cesaretiydi...
Bu roman hızlı tüketilecek bir okuma kesinlikle değil. İçine girince insanı bırakmıyor. Sarsıyor, düşündürüyor, empati kurmaya itiyor..
Adaletin mahkemede değil, insanın kendi vicdanında kurulduğunu gösteren şahane bir romandı. Okumalısınız.