2016 Ankara Garı bombalı saldırısı kişisel travmalarımdan biri ve bu konu romanlara da girmeye başladı. Romanın konusu sadece bu değil elbet. Kentsel dönüşüm, mülteci sorunu ,80 darbesi sonrası yaşananlar gibi toplumsal mevzular kişisel olanla iç içe anlatılıyor.
Romanın ana karakteri Mustafa Suphi,Ankara'da yalnız yaşayan bir muhasebecidir. Apartmanlarına yeni taşınan bir komşularıyla birlikte kimine göre sıkıcı,kimine göre düzenli sayılabilecek hayatı değişmeye başlar. Zira boş olan kapıcı dairesinden bir takım sesler gelmektedir ve bu seslerin peşine düşünce hiç ummadıkları bir durumla karşılaşırlar.
Yazarın bol sıfatlı ,bol benzetmeli,şiirsel bir dili var. Bazı yerlerde biraz aşırıya kaçtığını düşündüm açıkçası.
Karakterler yerli yerince oturmuş romanda. Özdeşlik kurabiliyorsam karakterlerle(bazılarına çok kızsam bile-Baba Macit gibi-) benim için yeterlidir. İnci,Suphi,Seher,Melahat hepsi çok gerçek karakterlerdi.
Suphi'nin mutfak işlerindeki hallerini biraz kendime benzettim:)))Zeytinyağlı biber dolması yaparken ki takıntılı hallerine güldüm. Zira benim de öyle biberlerin yırtılmaması,baş aşağı süzülmeleri gibi değişik takıntılarım var. Ayrıca bir erkek çok iyi turşu kurabilir. Bezelye ayıklayıp buzluğa atabilir. Bundan yana bir sıkıntı yok. Ama tek derdi bu işler olursa o zaman sıkıntı işte:)))
Yazardan okuduğum ilk roman oldu bu. İlk yazdığı romanı "Nergis Hanım Hakkında Bazı Şeyler" ile Everest ilk Roman Ödülü'nü almış. O romanını da merak ediyorum. Okuyacağım. Devrim Koçak radarıma girdi artık.
"AĞLAMAK ANADİLİMİZ"